(¯`·.____(¯`EĞİTİM BÖLÜMÜ`¯)_____.·´¯)
> FELSEFE

Tümdengelim (Dedüksiyon)

(1/3) > >>

scorpion:
“İnsan doğanın yorumcusu,
bilim ise doğru yorumudur...”
William WHEWELL
İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği düşünmesidir. İnsanlığın ilk çağlarından itibaren insanoğlu aklını kullanarak kendini, doğayı ve evreni keşfetmiştir. Dili keşfederek iletişimi, düşünmeyi, bilgi üretmeyi sağlamıştır. Bilgi üretirken, önceki kuşakların yarattığı bilgileri öğrenir, onları yargılar; doğru olanı, yanlış olanı seçer. Her kültürde doğru ve yanlış bilgiler vardır. Yaratılan bir kültürün gücü, kendi içindeki doğru bilgilerle doğru orantılıdır. Bilgi üreten insanoğlu, doğal olarak, bilgi üretiminde güvenilir yöntemlere gerekseme duymuştur. Başka bir deyişle, onu, doğru bilgiye götürecek aracı da yaratmak zorunda kalmıştır. Evet, insan doğru bilgi üretmek için "mantık" denilen aleti kullanır. Hemen her olguda olduğu gibi, doğru düşünme kurallarının ortaya çıkması da tarih içinde bir gelişim, bir evrim geçirmiştir. Geçmişten günümüze kadar bir çok düşünür yaşamıştır, ancak bunlardan en önemlisi M.Ö. 600-300 yıllarında yaşamış, Organon adlı eserin sahibi ve Mantık biliminin kurucusu Aristoteles’tir. Yeniçağ boyunca Aristoteles sonrasındaki (gerek eskiçağ gerekse Ortaçağ'daki)bütün bu gelişmeler yok sayılmış, mantığın Aristoteles'ten sonra bir adım bile ileri gitmediği ileri sürülmüştür. Yeniçağın başında ise matematiği yöntem edinen bilimler kurulurken,bu yeni bilimlerle Aristoteles mantığı arasında hiç bir ilişki kurulamadığından bu mantığa karşı tepkiler başlamıştır. Bilimlerde uygulanan mantığın gün ışığına çıkarılabilmesi bilimlerin ortak yöntemi olan matematiğin inceden inceye araştırılması ve böylece matematiğin ne olduğunun ortaya konulmasını gerekmiştir. Bunu ise ancak matematik mantığı da denilen modern mantık başaracaktır. Matematik ise, çağımız biliminin, tekniğinin, teknolojisinin dayanağıdır. Başka türlü söylersek, insanoğlunun ürettiği bilgi'nin asıl aleti mantıktır.
Bilimsel yöntemler diye adlandırılan ve doğru bilgi üretimine yarayan yöntemler yalnızca iki tanedir: tümdengelim ve tümevarım. Tümdengelim, tümel (genel) bir önermeden tikel (özel) önerme çıkarma eylemidir. Örneğin, fizikte genel çekim yasasını biliyorsanız, Newton'un başına düştüğü rivayet edilen elmanın yaptığı etkiyi hesaplayabilirsiniz. Bu örnekte söylendiği gibi, tümel bir önermeden tikel önerme çıkarılışını sağlayan yordama usavurma diyeceğiz. Değişik kaynaklarda, buna tümdengelim, akıl yürütme, tasım (kıyas), dedüksiyon, çıkarım adları verilir. Mantık (usbilim-lojik), usavurma kurallarını konu edinen bilim dalıdır. Başka bir deyişle, mantık tümdengelim yöntemlerini inceler.
Her düşünceyi bilimsel diye tanımlamak yanlış olabilir. Bilimselliğin kendine özgü bir konusu ve yöntemi, bir kişinin tekelinde olmayan ve güvenilir sonuçları olan, nesnel, genelleyici ve eleştiriye açık olma ve akla, mantığa uygunluğu gibi ölçütleri vardır. Bilgi ise, varlıklara yüklemler vermektir. Bilmek, öğrenmek anlamına gelir ve her türlü bilgi ya da öğrenmeyi içerir. Bilimadamının görevi teorileri sınamaktır –yani teorilerin ve onların mantıksal sonuçlarının gerçek yaşam hakkında açıklamalar olup olmadıklarını, keşiflerin ise geçerli olup olmadıklarını sınamaktır. Sonuç olarak bilim, doğal dünyanın neye benzediği hakkındaki en son düşüncelerimizi temsil eden, birbirine mantıkla bağlanmış teoriler ağıdır. Bilgi ile bilim aynı şey değildir. Aradaki farkı, "her bilim bilgidir, ama her bilgi bilim değildir" önermesiyle netleştirebiliriz.
Bilimler yalnızca araştırma yaparlar. Bilimin kendisi, bilimin konusu, bilimin kavramları, bilimin yöntemi, bilimin ulaştığı sonuçlar ve bilimsel yasalar gibi sorunlar bilim tarafından ele alınmazlar. Bu sorunlara felsefe eğilir ve özelleşerek Bilim Felsefesi adını alır. Süreç olarak bilimi, bir takım eylemsel ve düşünsel işlemlerin bir örgüsü sayabiliriz. Gözlem, deney, ölçme gibi olgu saptama işlemleri daha çok eylemsel; indüktif (tümevarım) ve dedüktif (tümdengelim) çıkarım, kavram ve hipotez kurma gibi işlemler ise daha çok düşünsel işlemlerdir. Bilim felsefesi, bilimsel araştırma sürecinin, gözlem kuralları, usavurma örüntüleri, gösterim ve ölçme yöntemleri, metafizik ön varsayımlar gibi öğelerini aydınlatan ve bu öğelerin geçerlilik temellerini biçimsel mantığın, pratik metodolojinin ve metafiziğin bakış açısıyla değerlendiren felsefe dalıdır.
Bu bilgiler ışığında bilimsel bir tanım yapmak gerekirse; Tümdengelim (dedüksiyon), matematik ve mantıkta, verilmiş bazı aksiyom veya varsayımlardan teorem çıkartma ya da kanıtlama yöntemidir. Başka bir tanıma göre; "Zihnin kanunlardan, kurallardan örneklere, olaylara inerek yeni bir yargıda bulunmasıdır." Tümevarımın tersine, genel ilkelerden özel durumlara inen bir akıl yürütme şeklidir. Burada önce herhangi bir genelleme (kanun, kural) ele alınır, sonra bundan yola çıkarak özele (olaya, örneğe) inilerek, yeni bir yargıya varılır. Tümdengelimin temelinde "bütün için doğru olan, parçaları için de doğrudur" ilkesi yatar.

Tabii ki bilimin en önemli gayesi olayları açıklamak ve tahmin edebilmektir. Bunu sağlayan mekanizmaya tümdengelim (deduction) adı verilmektedir. Bilim adamı mantık prensiplerini kullanarak, bir takım olayları evrensel kanunlarla açıklamaya çalışır veya belli şartların ne sonuç doğuracağını tahmin eder.
Tümdengelim ve tümevarımın bir uzlaşımı olarak hipotetik dedüktif yöntemden bahsedilebilir. Bu yönteme göre; Hipotez veya kuramdan test edilebilir sonuç çıkarma, dedüktif mantığı gerektirir. Çıkarılan sonuçları gözlem verileri ile karşılaştırma ise, indüktif mantığın işi sayılabilir. Oranlar arasındaki benzerlik olarak tanımlayabileceğimiz andırım, görgücülüğün karşısında usculuğu pekiştirmek için, tümevarım'a karşı tümdengelim ile birlikte kullanılan başka bir görüş olmuştur. Çünkü tümevarım deneyciliğin işidir, çeşitli tikel deneylerden elde edilen sonuçlardan genel bir sonuç çıkarılır. Tümdengelim'se o zamanlar usculuğun işi sayılmaktadır, çünkü genel ilkeler deneylerden değil düşüncelerden çıkarılmaktadır. Descartes tümdengelimi deneyim ile birlikte bilginin iki kaynağından biri olarak görür. Deneyim tümdengelim ile, doğal usun ışığı ile birlikte, bilginin iki kaynağından biridir .
Günümüzde hâlâ bilimseldüşüncede rol oynayan "tümevarım-tümdengelim" yöntemi Aristo tarafından geliştirilmiştir. Bu yönteme göre, doğanın araştırılması önce gözlemlerden genel prensiplerin çıkarılması (tümevarım) ve daha sonra genel prensiplere dayanarak gözlemlerin açıklanması (tümdengelim) aşamalarını içermektedir.
Gerek Batı, gerekse Doğu İslam kültüründe doğurmus oldukları etkilerinin çok büyük olmasından ötürü Platon ve Aristoteles Yunan dünyasının en büyük filozofları olarak kabul edilirler ve gerek varlık kuramları, gerekse bilgi öğretileri bakımından birbirinden farklı iki geleneğin başlatıcısı olarak görülürler. Buna göre Platon saf idealizmin ve dedüktif bilgi kuramının temsilcisidir. Aristoteles ise realizmin ve akılcı ampirizmin sözcüsüdür. Platon'un öğrencisi Aristoteles "bilimsel bilginin ne olduğunu" araştırmakla işe başlar, sonunda da mantığın kurucusu olur ve "bilimsel bilginin ne olduğunu" araştırmakla işe başlar, sonunda da mantığın kurucusu olur.

Mantık, ona göre, bilimsel çalışma için bir alettir, gerçek bilgiye vardıracak yolu gösteren bir araçtır. Bu mantığın başlıca düşünceleri şunlardır:
Gerçek bilgiye ancak tümel önermelerle varılabilir. Yalnız, tümel önerme Aristoteles için sadece araçtır. Platon'da olduğu gibi bir amaç değildir. Platon'da bilgi, tümel'e (idea'ya) ulaşınca, bunu bilince gerçek bilgi olur. Aristoteles'in bilmek istediği ise, tümel değil tekil'dir, tek nesnedir. Çünkü, ona göre, tümel (idea) tek tek nesnelerin içindedir; onların kavramsal özüdür. Bundan dolayı yapılacak şey tekil ile onun içinde bulunan tümel arasında bir bağlantı kurmak; tekil'i tümelden bir sonuç çıkarmak, türetmektir; bu da tümdengelim yöntemidir. Bu tümdengelimli sonuç çıkarmanın ana biçimi de, Aristoteles' e göre tasımdır.
Beti, uzam, devim ve benzerlerinin yalnızca cisimlerde bulunmaları anlamında bir özdeksel yalın doğalar kümesi oluşturdukları söylenir. Ama isteme, düşünme ve kuşku duyma gibi bir ‘‘anlıksal’’ ya da tinsel [‘‘intellectual’’ or spritual] yalın doğalar kümesi de vardır. Bundan başka, bir yalın doğalar kümesi daha vardır ki tinsel ve özdeksel şeylere ortaktır—varoluş, birlik ve süre gibi. Ve Descartes bu kümeye bizim ‘‘ortak kavramlar [common notions]’’ dediğimiz şeyleri de katar ki, bunlar başka yalın doğaları biraraya bağlarlar ve çıkarsamanın ya da tümdengelimin geçerliği onlar üzerine dayanır. Verdiği örneklerden biri ‘‘bir üçüncü şey ile aynı olan şeyler birbirleri ile aynıdırlar.’’ Açık ve seçik idealar alanı içinde kaldığı sürece, çözümlemenin varış noktası en son öğeler olan bu ‘‘yalın doğalar’’dır. (Daha öte ilerlenebilir, ama ancak ansal karışıklığa düşme pahasına.) Ve bunlar tümdengelimli çıkarsamanın en son gereçleri ya da başlangıç noktalarıdır. Descartes’ın ayrıca ‘‘yalın önermeler’’den de söz etmesi tümdengelimin önermelerin önermelerden tümdengelimi olduğu düşünüldüğü zaman şaşırtıcı değildir.
Çağdaş bilim anlayışı tümdengelim ve tümevarımı birleştirerek koşullu-tümdengelim olarak uygular. Buna göre, ön-deyilere tümdengelim işlemi ile, öndeyilerin ait oldukları olaylar da tümevarım işlemi ile temellendirilir.
Yukarıda bahsedilen tüm tanımlamalar, tarihsel gelişim ve çeşitleri tümdengelim hakkında bize fikir verecek bölümleri içermektedir. Bunun yanında Tümdengelim bir çok alanda kullanılarak çeşitli çözümler üretilmesine yardımcı olmaktadır. Örneğin reklam çalışmalarında ve yaratıcı düşüncede tümdengelim kullanılan metotlardan biridir. İnsan karşılaştığı problemleri çözmek için genelde hem tümdengelim (bütünün özelliklerini inceleyerek özele dair bilgiler edinmek), hem de tümevarım (parçanın özelliklerini inceleyerek genele dair bilgi edinmek) yöntemlerine, yaratıcı ve mantıksal düşünme süreçlerine ihtiyaç duymaktadır. Bir başka kullanım yeri dinamik programlamadır. Çözümde tümdengelimin mi yoksa tümevarımın mı kullanılacağını belirleyen, poblemin yapısı ve araştırmacıların probleme yaklaşım biçimleri olmaktadır. Sonu belli olan bir problemde tümdengelim işlemi uygulanır. Bunun yanında tümdengelimi arkeolojide kullanarak, bugün yok olmuş topluluk ya da toplumların yaşam biçimlerini, kültür ve uygarlık tarihlerini ve bunların içinde geliştiği ortamın yeniden tasarımını yapar ve bu yolla kültürlerin yöneşme, ayrılma ve ilişkilerini krono-starigrafik düzen içinde ortaya koyar.
Tümdengelimin en yoğun kullanıldığı yerlerden biri de eğitimdir. Örneğin Huni Modeli ile genel kavramlardan belirli becerilere veya ayrıntılara doğru gidilir. Örneğin anlatılacak konu önce bir bütün halinde verilir, daha sonra bu bütünün parçaları anlatılır. Bunun yanında Türkçe, dilbilgisi, matematik, fen bilgisi gibi özel öğretim konularında veya genel öğretim konularında yoğun olarak tümdengelim modeli kullanılır. Öğretimde tümdengelim tekniği mümkün olduğunca geç kullanılmalıdır. Çünkü bu teknik tamamen soyut kavramlardan ve bilimsel yasa ve formüllerden hareket eder. Meselâ, üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olması kuralı genel bir kuraldır ve bütün üçgenleri kapsar. Bunun temeli olarak önce çocuğun kafasında soyut üçgen kavramını ve değişik açı kavramlarını yerleştirmelidir.
Yoğun olarak bahsettiğimiz insan, akıl, bilgi ve bilim, düşünce ve akıl yürütme gibi kavramları ve özellikle insanın mantıkta problemlerini çözmek amacıyla kullandığı tümdengelim’i bu yazımızda detaylı olarak göreceğiz. Tarihsel gelişimini, tanımını, diğer yöntemlerle ilişkisini ve kullanıldığı yerleri detaylı olarak göreceğiz.

scorpion:
2.BİLGİ ÜRETEN İNSAN

2.1.İnsan Bilen Varlıktır

Bazı dillerde "insan" sözcüğü "bilen varlık" anlamına gelir. Peki, insan neyi biliyor? Elbette, bildiği şey bilgidir. İyi ama, insanın bilebilmesi için, öncelikle, bileceği şeyin; yani bilginin, varolması gerekmez mi? Bilgi, doğada bilinmek için orta yerde mi bekliyordu? Yoksa, bir başka yaratık mı bilgiyi insanın önüne koydu? Hayır, ikisi de değil. İnsan, bileceği bilgiyi de yaratmak zorunda kaldı. Bu yazıda yanıtını arayacağımız ilk soru şudur: İnsan bilgiyi nasıl yarattı? İkinci soru hemen arkadan gelir.
2.2.Doğru nedir? Yanlış nedir?

Doğru bilgi nedir? Yanlış bilgi nedir? Bir bilginin doğruluğuna ya da yanlışlığına kim, nasıl karar veriyor? Günlük konuşmalarımızda çok sık kullandığımız "doğru düşünme, doğru iş yapma, doğru karar verme, ..." gibi eylemlerden ne anlıyoruz? Usavurma (akıl yürütme) denilen süreç nedir? Hele hele, bilimsel bilgi nedir? Nasıl üretilir?
2.3.Dil ve İnsan

Her toplumun bir dili vardır. Dil, yalnızca, insanın konuşmasını mı sağlar? Duygularını, düşüncelerini, isteklerini, bilgilerini, vb hem cinsine aktarmak için, insan, dilden başka bir araç bulamaz mıydı? Elbette, dil, toplumun asıl iletişim aracıdır. Ama dilin işlevi bununla sınırlı mıdır? Elbette değildir! Ondan daha önemli olarak, dil, insanın düşünmesini, bilgi üretmesini sağlar. Bilgi üretirken, önceki kuşakların yarattığı bilgileri öğrenir, onları yargılar; doğru olanı, yanlış olanı seçer... Böylece, dili kullanan insan, toplumun kültürünü yaratır. Her kuşak, kültüre yeni ögeler ekler. Bu süreçte, toplumun kültürü büyüyerek, gelişerek, kendi içinde evrimler ya da devrimler geçirerek kuşaktan kuşağa aktarılır. Ama bu olgu, bir kültürde yaratılan bilgilerin doğru olduğu anlamına mı gelir? Hayır. Her kültürde doğru ve yanlış bilgiler vardır. Yaratılan bir kültürün gücü, kendi içindeki doğru bilgilerle doğru orantılıdır.
Bilgi üreten insanoğlu, doğal olarak, bilgi üretiminde güvenilir yöntemlere gerekseme duymuştur. Başka bir deyişle, onu, doğru bilgiye götürecek aracı da yaratmak zorunda kalmıştır.
3.BİLGİ ÜRETME ALETİ : MANTIK

Bir, demirci demiri döğmek için örs ve çekice gerekseme duyar. Testeresi, rendesi olmayan marangoz, masa yapamaz. Peki, insan, doğru bilgi üretmek için alet kullanıyor mu? Evet, insan doğru bilgi üretmek için "mantık" denilen aleti kullanır. Tarih öncesi çağlarda, insanın mukayese yoluyla akıl yürüttüğünü söyleyebiliriz. Hemen her olguda olduğu gibi, doğru düşünme kurallarının ortaya çıkması da tarih içinde bir gelişim, bir evrim geçirmiştir. Buna bir başlangıç noktası seçilemez. Ancak, antik çağdan günümüze gelen kalıtlarda mantık ile uğraşan düşünürlerin varolduğu görülmektedir. Bunlar arasında, mantık biliminin oluşmasında en etkili olanı Aristotle (Aristotles)'dur. M.Ö. 600-300 yıllarında ortaya çıkan usavurma kurallarını Aristotle sistemleştirdi. Organon (alet) adlı yapıtında 14 usavurma kuralı (syllogism) verdi. Bu kurallar, bu günkü biçimsel mantığın temelidir ve 2000 yılı aşkın bir zaman dilimi içinde insanoğlunun düşünme ve doğruyu bulma eylemini etkisi altında tutmuştur. Organon, insanlığa bırakılmış en büyük miraslardan birisidir. Yazık ki, bu güçlü aleti, Din Devleti kurmak isteyen Hristiyan Kilisesi çok kötü kullandı; bütün Avrupa'yı ortaçağ karanlığına gömmek için Organon'u alet edindi. Ama, bu olgu, şimdiki konumuzun dışındadır. Bir aletin kötü kullanılması, aletin kusuru değildir.
3.1.Mantığın Tarihçesi


Genellikle mantık biliminin kurucusu olarak Aristoteles'in adı anılır. Gerçekten de ilk olarak sembol kullanan ve birli yüklemler mantığının bir bölümü olan kategorik önermeler teorisini kurmuş olan Aristoteles'dir. Geçerlilik kavramını da ilkin o, sistemli olarak incelemiştir.Megara ve Stoa Eskiçağ'da mantığa özel bir önem vermiş iki felsefe okulu olup, bunlar önerme eklemleri mantığının temelini ortaya koymuş ve çeşitli önerme eklemlerini tanımlamışlardır.

Ortaçağ'da gerek İslâm gerekse Hıristiyan filozoflar, Aristoteles mantığı üzerinde yoğun bir biçimde çalışmışlardır. Bu arada iki Türk - İslâm filozofu olan Farabî (XI.yy.) ve İbn Sina (X.yy.) bu çalışmalara önemli katkılarda bulunmuşlardır.Farabî öncül ve belgeleme kavramlarını önemle işlerken, İbn Sina kipli önermeleri araştırma konusu yapmıştır.

Yeniçağ boyunca Aristoteles sonrasındaki (gerek eskiçağ gerekse Ortaçağ'daki)bütün bu gelişmeler yok sayılmış, mantığın Aristoteles'ten sonra bir adım bile ileri gitmediği ileri sürülmüştür. Yeniçağın başında ise matematiği yöntem edinen bilimler kurulurken,bu yeni bilimlerle Aristoteles mantığı arasında hiç bir ilişki kurulamadığından bu mantığa karşı tepkiler başlamıştır. Gerçekten de bu dönemde en gelişmiş biçimdeki Aristoteles mantığı ile matematiğe dayanan yeni bilimler arasında bir ilişki kurulamamıştır. Ama yeni bilimler, kendi aralarında gerekli olan mantık yöntemlerini kendiliklerinden geliştirmiş ve kullanmışlardır. Ne var ki, çağın mantıkçıları bu yöntemlerin mantıkla olan ilişikisini kavrayamamışlar; bu yüzden de mantıkçıların okuttukları mantık ile bilim adamlarının uyguladığı mantık arasındaki bütün ilişkiler kopmuştur. Bilimlerde uygulanan mantığın gün ışığına çıkarılabilmesi bilimlerin ortak yöntemi olan matematiğin inceden inceye araştırılması ve böylece matematiğin ne olduğunun ortaya konulmasını gerektirecektir. Bunu ise ancak matematik mantığı da denilen modern mantık başaracaktır.
Modern mantığın öncüsü olarak ünlü filozof ve bilgin Leibniz'i ( 18 - 19. yy.) anmamız gerekir.Leibniz'in tasarladığı "characteristica universalis" (evrensel sembolik dil) ile "mathesis universalis" bu dile dayanan (evrensel matematik) modern mantığın olduğu kadar elektronik beyinler biliminin de çekirdeği sayılabilir.
3.2.Ak ve Kara

Mantık önermelerle uğraşır. Her önerme bir vargı, bir bildirim, bir bilgi'dir. Buna bazı kaynaklar yargı (hüküm) der. Bir vargı ya doğru ya da yanlıştır. Buna önermenin doğruluk değeri diyoruz. İki-değerli mantığın temeli budur. Ak ve kara ayrımı kesindir. Bir önerme, biraz doğru, biraz yanlış olamaz. Bir şey ya güzeldir, ya da çirkin; ya iyidir, ya da kötü; ya aktır ya da kara,... Bu kesinliktir (certainty). Ancak, doğada, her zaman bu kesinliğin olmadığını, dolayısıyla, iki-değerli mantığın doğa olaylarını açıklamakta yetersiz olduğunu savunan kuvvetli tezler vardır. Bunlar da konumuzun dışındadır. Ama, Aristotle mantığının, görünen başka bir zayıf yanını belirtmek gerekiyor. Aristotle mantığı konuşma diline bağlıdır. Dolayısıyla, kullandığımız dil, çevre koşullarımız, bilgilerimiz, inançlarımız, duygularımız vb, önermenin doğruluk değerine etki edebilir. Başka bir deyişle, bazı önermelerin doğruluk değerleri evrensel bir değer alamaz. Örneğin, "Bu gün hava soğuktur" önermesinin doğru ya da yanlış yorumlanması, kutuptaki bir insanla, ekvatordaki bir insana göre değişebilir. Benzer olarak, "İnsan, Adem ile Havva' dan üremiştir" önermesinin doğruluk değeri, kişinin inancına göre değişebilir.
Burdan doğan karmaşayı matematik giderdi. Bugün Matematiksel Mantık ya da Boole Mantığı dediğimiz yapı evrenseldir. Dile, dine, çevre koşullarına, vb bağlı değildir. O, soyut bir küme üzerinde, {ve, veya, ise, değil} işlemleriyle evrensel bir yapı oluşturur. Bu soyut yapı, istenen özel durumlara uygulanabilir. Bu niteliği ile, Aristotle mantığının, çevreye bağımlılıktan aldığı kusurlarını ortadan kaldırmıştır. İki-değerli Matematiksel Mantık, bu günkü uygarlığımızın temelidir. O olmadan, matematik olmaz. Matematik ise, çağımız biliminin, tekniğinin, teknolojisinin dayanağıdır. Başka türlü söylersek, insanoğlunun ürettiği bilgi'nin asıl aleti mantıktır.

scorpion:
4.BİLİM
4.1.Bilimsel Bilgi Üretme Yolları

Bilimsel yöntemler diye adlandırılan ve doğru bilgi üretimine yarayan yöntemler yalnızca iki tanedir: tümdengelim ve tümevarım.
Tümdengelim, tümel (genel) bir önermeden tikel (özel) önerme çıkarma eylemidir. Örneğin, fizikte genel çekim yasasını biliyorsanız, Newton'un başına düştüğü rivayet edilen elmanın yaptığı etkiyi hesaplayabilirsiniz. Bu, önemsiz görünüyorsa, uzaya fırlatacağınız bir iletişim uydusunun istenen yörüngeye oturması için, nereden, hangi hızla, hangi eğimle fırlatılması gerektiğini de hesaplayabilirsiniz. Bu örnekte söylendiği gibi, tümel bir önermeden tikel önerme çıkarılışını sağlayan yordama usavurma diyeceğiz. Değişik kaynaklarda, buna tümdengelim, akıl yürütme, tasım (kıyas), dedüksiyon, çıkarım adları verilir. Mantık (usbilim-lojik), usavurma kurallarını konu edinen bilim dalıdır. Başka bir deyişle, mantık tümdengelim yöntemlerini inceler.
Tabii, bir çok adımdan oluşan bir bilimsel çalışmada, hem tümdengelim, hem de tümevarım yöntemleri kullanılabilir. Ama kullanılan yöntemi, daha basite indirgenemeyen adımlarına ayırdığımızda, her adımın bu iki yöntemden birisi olduğunu görürüz.
Araştırma bulgularına dayanarak, neden -sonuç niteliğinde ilişkiler bulmaya çalışan, olay ve olguları yöntemlere dayalı olarak çözümleyip genellemelere ulaşmaya çalışan sistematik bilgiler bütünüdür.
4.2.Bilimselliğin Ölçütleri Neler Olabilir?
Her bilim dalının kendine özgü bir konusu olmalıdır.
Bilimsel çalışmalar, bilimsel yöntemle yapılmalıdır.
Bilimsel sonuçlar güvenilir olmalıdır.
Bilimsel sonuçlar bir kişi ya da grubun tekelinde olmamalıdır.
Bilim nesnel (objektif) olmalıdır.
Bilim eleştiriye açık olmalıdır.
Bilim genelleyici olmalıdır.
Bilim akla ve mantığa dayanmalıdır.
Bilimin amacı, bilimsel yasa ve kurallara ulaşmak olmalıdır.
4.3.Bilimleri Nasıl Sınıflandırabiliriz?
Konu ve kullandıkları yöntemlerine göre:
Formel Bilimler: Duyularımızla kavrayamadığımız, zihinsel olarak düşüncede var olduğunu kabul ettiğimiz ilke ve sembolleri konu edinen; genelleme ve tümdengelim yöntemlerini kullanan; Matematik, Mantık…
Doğa Bilimleri: Doğayı , doğada yer alan varlıkları ve olayları inceleyen ve tümevarım yöntemini kullanan ve doğa yasalarını bulmaya çalışan; Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Jeoloji …
İnsan Bilimleri: İnsanı; insanın tarihsel, kültürel, toplumsal dünyasını konu edinen hem tümevarımı hem tümdengelimi kullanan; Tarih, Antropoloji, Psikoloji, Sosyoloji, Siyaset Bilim, Dil Bilim …
Konu, yöntem ve ulaştıkları sonuçlarına göre:
Rasyonel Bilimler: Akla mantığa dayalı ideal varlığı konu alan bilimler: Matematik, Mantık …
Normatif Bilimler: Sonuçlarında yönlendirici kurallara ulaşan bilimler: Hukuk, Mantık, Siyaset Bilim…
Pozitif Bilimler: Konularını deney yöntemi ile araştıran bilimler: Fizik, Kimya, Biyoloji, Psikoloji, Sosyoloji …
4.4.Bilimsel Süreç

Bilimciler bilimsel keşifler yapmak,”kanunlar” ileri sürmek veya insan anlayışını arttırmak için nasıl çalışırlar? Bunun geleneksel yanıtı “gözlem ve deney yoluyla” dır. Bu kuşkusuz yanlış değildir; ancak ihtiyatlı olmak gereklidir. Gözlem duyusal bilgilerin pasif olarak toplanması olmadığı gibi, deney de yalnızca Baco tarzı -doğal olayların toplanması veya doğada aynı anda gerçekleşmeyen olaylar bileşiminin düzenlenmesi şeklinde - deney değildir. Gözlem eleştirel ve amacı olan bir süreçtir. Bir başka gözlemin değil de o gözlemin yapılması için bilimsel bir neden vardır. Bilimcinin gözlemlediği şey gözlemlenebilir şeylerin ancak ufak bir bölümüdür. Deney yapma da eleştirel bir süreçtir; olanaklar arasında ayırım yapar ve daha sonraki düşüncelere yön verir.
Genç bir bilimcinin bir metre boyundaki bir masa, beyaz bir önlüğü, kitaplığı kullanma izni veya kendisinin düşündüğü ya da kıdemli birisi tarafında dikkate sunulmuş bir problemi olduğunu varsayalım. Hiç olmazsa başlangıçta bunun ufak bir problem olacağından emin olabiliriz: çözümü daha önemli bir problemin çözümünü kolaylaştıracak ve giderek araştırmanın uzun vadeli amacına yaklaşacaktır. Bilimci olmayanlar daha küçük ve daha büyük problem arasındaki ilişkiyi hemen göremezler. Fen fakültesi toplantılarının zabıtlarını okuyan beşeri bilimciler, genç bilimcilerin komik derecede özel durumlarla uğraştığını düşünürler. Aynı şekilde, bir bilimci de yetişkin bir insanın Tudor Cornwall’un kiliseyle olan ilişkisini araştırmasına, Reformasyon gibi önemli bir konu ile olan ilgisini bilmediğinden, bir anlam veremez.
Bilimci problemini çözmek için ne yapmalıdır? Bunu olgulara ait bir sürü bilgi toplama ile yapamayacağını kesinlikle bilmelidir. Hiçbir yeni gerçek kendini bir olgular yığını içinde ortaya atmaz. Bacon, Comenius ve Condorcet’in bazen, deneysel bilgi birikiminin ve onun tertiplenmesinin insanın doğayı anlamasına yolaçacağına inanıyorlarmış gibi yazdıkları gerçektir. Ancak, onları böyle düşünmeye yönelten güçlü bir özel neden vardı: beynin tümdengelimsel düşünce tarzının yeni gerçeklerin keşfedilmesi için yeterli olduğu, yalnızca zihinsel işlevin idraki genişletebileceği tezini çürütmek gerektiğine inanıyorlardı. Onyedinci yüzyılın felsefi ve bilimsel yazıları – özellikle de, örneğin Bacon, Boyle ve Glanville’in yazıları – kendilerinin geleneksel olarak yetiştirildikleri Aristoteles tarzı düşünceyi reddedici birçok referansla doludur.
Demek ki bilimcinin günlük işi bilgi toplamak değil teorileri sınamaktır –yani teorilerin ve onların mantıksal sonuçlarının gerçek yaşam hakkında açıklamalar olup olmadıklarını, keşiflerin ise geçerli olup olmadıklarını sınamaktır.
Deney sözcüğü şimdilerde yaygın olarak kullanıldığı anlam Galileo tarzı deydir; yani bir hipotezi test etmek için yapılan işlemdir.
Sonuç olarak bilim, doğal dünyanın neye benzediği hakkındaki en son düşüncelerimizi temsil eden, birbirine mantıkla bağlanmış teoriler ağıdır.
Bu zihinsel faaliyetler yalnızca deneysel bilimlere özgü olmayıp bütün araştırıcı süreçlerin bir özelliğidir. Çünkü bu bir antropolog, bir sosyolog veya tanı yapmak isteyen bir doktorun benimseyeceği yöntem olduğu gibi, otomobildeki arızayı bulmaya çalışan tamircinin de düşünce tarzıdır. Bütün bunlar klasik tümevarım yönteminin bilgi toplama ve sınıflandırmasından çok uzaktır. Bir mantıksal noktaya dikkat çekmek istiyorum: Bir genç bilimci, hipotezlerini çıkarım veya tümdengelim yöntemleriyle elde ettiğini düşünmekten kesinlikle kaçınmalıdır. Bu bir mantıksal uyarıdır. Aksine bir hipotez, kendisinden olgular hakkında çıkarım veya tümdengelim yöntemi ile ifadeler elde ettiğimiz şeydir. Böylece, büyük Amerikan filozofu C.S. Peirce’in de açıkça farkettiği gibi, hipotezleri, sonuçları gözlemlediğimiz şeyler olacak şekilde oluşturma süreci, çıkarım yapmanın karşıtı olan bir süreç olmaktadır –bu süreç için roduction ve abduction sözcükleri önerdiyse de ikisi de tutmadı.

scorpion:
4.5.Bilimsel Yöntem

Bilimi anlama konusunda, ünlü bilim tarihçisi George Sarton’un şu sözleri ne denli vurgulansa yeridir: “Sıradan bir kimsenin yeni bulunan bir hormonu ya da evrene ilişkin en son kuramı bilmesi o kadar gerekli değildir. Onun için ve hepimiz için asıl gerekli olan bilimin amaç ve yöntemini olası açıklıkla anlamaktır. Bu anlayışı sağlama, yalnız üniversitelerimize değil, her düzeydeki tüm okullarımıza düşen görevdir.”
Oldukça yaygın olan görüşe göre bilimsel yöntem dört aşamalı bir süreçtir. İlk aşamada, gözlem ya da deney yolundan olgular belirlenir. İkinci aşamada, toplanan olgular sınıflandırılarak düzenlenir. Üçüncü aşamada, olgulara dayanan genellemeleri açıklamaya yönelik kuramlar oluşturulur. Son aşamada, yeni gözlemlere giderek kuramların doğruluğu yoklanır.
Bilimsel yöntemi, olguları toplama, gözlemden genellemelere gitme olarak niteleyen indüktif görüş, 17. yüzyıla gelinceye dek düşünce üzerinde egemenliğini Ortaçağ skolastik felsefesine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Buna göre, gözlemlerimiz bize ancak çoğu kez yanıltıcı olan görüntülerin bilgisini verebilirdi. Oysa gerçek bilgi “evrensel doğrular” dan kalkan “dedüktif” dediğimiz ussal çıkarımla ulaşılan sonuçlardı.
Günümüzde ulaşılan anlayış çerçevesinde, bilimsel yöntemi kalın çizgilerle “bulma” ve doğrulama” diye iki bağlamda ele alabiliriz. Bulma bağlamında , inceleme konusu olguları açıklayan, yeni olguları öndemeye olanak veren hipotez veya kuramlar oluşturur. Doğrulama bağlamında, oluşturulan hipotez veya kuramlar test edilir. Bir hipotez veya kuramın doğruluk tesi, kuralları belli dedüktif (ya da matematiksel ) çıkarıma dayanır. Şöyle ki, kuramın içerdiği mantıksal sonuçler sdeney sonuçları ile karşılaştırılır: deneysel sonuçlara ters düşmeyen kuram doğru sayılarak korunur.; ters düşen kuram ayıklanır, yerine konacak yeni kuram arayışı sürdürülür.
4.6.Bilim ve Bilimcilik

Çok genel olarak bilgi, suje (özne) ile obje (nesne) arasındaki ilişki, yahut, bilincin bir nesneye yönelik kavrama faaliyeti olarak tanımlanmıştır. Bilgi, varlıklara yüklemler vermektir. Bilmek, öğrenmek anlamına gelir ve her türlü bilgi ya da öğrenmeyi içerir. Fakat kavramlaşan bilim (science), "tabiata ilişkin disiplinli bilgi"yi içerir, bu anlamıyla beşerî ve sosyal bilimlerin kapsamı farklılaşır. Bunun içindir ki tabiat bilimleri ve sosyal bilimler diye bir ayrım doğmuştur. "Tabiat bilimleri" tabiattaki kanun ve düzenlilik ilkelerini bulmaya çalışır. Tabiat kanunları ve nedensellik, bu ilkelerdendir. ‘Bilim’ kavramına iğreti biçimde dahil edilen sosyal bilimler ise toplumların, toplumsal değişimlerin kanunlarını bulmaya çalışır.
Bilgi ile bilim aynı şey değildir. Aradaki farkı, "her bilim bilgidir, ama her bilgi bilim değildir" önermesiyle netleştirebiliriz. Bilim, görülebilen, işitilebilen, dokunulabilen şeyler üzerine bina edilir. Bir bilginin bilim olabilmesi için konu, bilgi birikimi, yöntem ve nazariye (teori) gibi dört temel şartın bulunması gerekir. Bilimsel bilgi, "nesnel", "doğrulanmış bilgi" olarak kabul edilmekte ve "oldukça titiz" deneylere dayanmakta, nesnel olarak doğrulandığı için de güvenilir kabul edilmektedir.
Bilginin mahiyeti, kaynağı, değeri ve sınırını konu edinen felsefeye bilgi teorisi (epistemoloji) denmektedir. Bilimlerin birinci katını bilim felsefesi oluşturmaktadır. Bilim felsefesi olmayan bir bilim, çatısı ve duvarları olmayan bir eve benzetilmiştir.
Bilim tarihinin başlangıcını tespit etmek zordur. Ancak onu tekerleğin icadıyla başlatanlar olduğu gibi, yazının keşfinden önceki zamana kadar götürenler de var. Bu görüş, eski mağara resimlerinde göze çarpan hayvan ve tabiat resimlerine, yani, ‘ilkel insanların’ da tabiatolaylarını bildikleri tezine dayanmaktadır. Fakat belirtmeli ki her bilgi sistemi ‘bilimsel’ değildir.
‘Bilim’in tarihi genelde rönesansla başlatılmakta ise de, bugünkü batı biliminin kökeni, eski yunan filozoflarına dayanmaktadır. Bilmek, anlamak ve açıklamak gibi üç önemli kaygıdan doğmuş olan Yunan bilimi tabiatı, tabiatta olup bitenleri ve varlık türlerini, mitik ve dînî inanış ve telakkilerden arındırıp, tamamen insanın yeteneklerine âmâde kılmayı tasarlamıştır. M.Ö. 6000 yıllarında görülen İonya okulu ve Thales (ö. M.Ö. 545) gibi filozoflar genellikle matematik, astronomi, coğrafya, geometri, fizik gibi bilim dallarıyla ilgileniyorlar, ilgilerinin esas dayanağını akıl, gözlem ve deney oluşturuyordu. Bu felsefeye göre evren, sonsuz sayıdaki, nicelik özelliklerine sahip atomların uzayda sürekli hareket etmeleri sonucunda meydana getirilmiştir. Atomların hareketleri zorunlu ve mekaniktir, dolayısıyla evren, tabiat ve varlık, zorunlu ve mekanik ilkelere bağlı olarak hareket ederler ve değişime uğrarlar.
XV. yy.da rönesansın etkisiyle eşya, tabiat, gök cisimleri ve insan (toplum) yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmuş, bu yeni dönemde bilim, ruhban sınıfın tekelinden alınmıştır. Kopernik’in güneş merkezli sistemi, arkasından Tycho Brahe, Kepler, Galilei gibi bilginler yeni bilimsel devrimin öncülüğünü yapmışlardır.
Rönesans (renaissance = yeniden doğuş) hatırlanacağı üzere, yeni bir hayat anlayışının, yeni bir dünya görüşünün doğmasıdır. Bu felsefe, doğayı da ortaçağdan tamamen farklı bir görüşle ele alıp işlerken, şimdiki modern doğa bilimine giden bir adım atılmış oluyordu. Ortaçağ doğa anlayışı Aristo fiziği, Batlamios astronomisi ve Kutsal Kitab’ın bazı tasarılarından oluşuyordu. Bin yıllık tasarıyı yerle bir eden, "bilimsel devrim çağı" diye anılan XVI ve XVII. yüzyıllar, Nicolas Kopernicus (ö.1543) ile başlamıştı. Bilimsel anlayıştaki gerçek değişim ise, düşen cisimler yasasını keşfeden, İtalyan filozof Galileo Galilei (ö.1642) ile yaşandı. Onun, uzaya yönelttiği teleskopu, eski kozmolojiyi rahatlıkla gözden düşürmüştü. Keşfettiği doğa yasalarını matematik bir dille deneyi birleştirerek ifade ettiği için gerçek modern bilimin babası sayılmıştır. Galilei, evrenin dilinin matematik olduğunu keşfetmişti!
Galilei’nin İtalya’da yaptıklarını Francis Bacon (ö.1626) da İngiltere’de yapıyordu. Artık Bacon’cı anlayış, bilgiyi, doğaya egemen olmak ve denetim altına almak için elde etmek peşindeydi. Bacon’ın gözünde doğa, sanki sırlarını, mahremiyetini göstermemekte direnen bir kadın gibiydi: Bilim adamı doğanın sırlarını söküp almak için gerekirse ona işkence etmeliydi! Deneysel bilginin kurucusu sayılan Francis Bacon ve çağdaşları, bilimsel bir tavırla, doğayı anlamak için, Aristo’nun yazılarına değil, doğrudan doğaya yönelmek gerektiğini" söylüyorlardı.
Arkasından Rene Descartes (ö.1650), "bilimin tümü kesin, apaçık bilgidir" diyerek, "tam anlamıyla bilinen ve hakkında en ufak bir kuşkuya imkan olmayan kuvvetle olası ve yargılanabilir olanlar –ki inanılması gerekenler yalnızca bu bilgilerdir-" dışında kalan tüm bilgileri reddediyordu. Böylece bilimsel bilginin kesinliğine olan inanç Kartezyen (Descartes’cı) felsefenin ve ona dayanan dünya görüşünün esası oldu. Bir makinadan başka bir şey olmayan şu evreni anlamanın tek geçerli yolu bilimdir anlayışı, batıda, Kartezyen felsefenin bıraktığı bir fikri sabittir.
Bilim basitlik, karmaşıklık, öndeyi, tümellik ve determinizm gibi bazı ilkelere dayanmaktadır. Modern bilim hem tümevarım, hem de tümdengelim metodlarını kullanır. Tümevarım, parçadan bütüne, tek tek gözlemlerden genel ilkelere, tümdengelim ise, bütünden parçalara, tümelden tikele varma yöntemidir. Bacon’ın metodu, tümevarımcıdır ve hatta kendisi bu metodun kurucusu sayılmıştır. O, tümellere, genellemelere varırken acele edilmemesi gerektiğini söyler. Modern bilimdeki doğa yasası fikri, tümevarımcı metodun bir sonucudur. Yasa nerede keşfedilirse keşfedilsin, doğanın her yerinde, (yerde de, gökte de) hep aynı yasalar hüküm sürer. Doğanın matematik bir yapısı vardır. Marksist teoriye göre doğanın, tarihin ve toplumun yasaları aynıdır. Fizik, kimya, biyoloji bunun böyle olduğunu söylediği gibi, evrim teorisi de bunu böyle kabul etmektedir. XVIII. Yüzyıl pozitivizmi de bilimsel bilginin mahiyetini ve onun ulaştığı kanunları mutlaklaştırır. Oysa mesela Poincare, tabiat kanunlarına mutlak gözüyle bakmanın yanlışlığına dikkat çeker. Çünkü der, onlar itibari gerçekliklerdir. Yani "tabiat yasası" denen şeyler bir anlamda insan zihninin tasarımlarıdır.
Modern batı biliminin birtakım baskın karakterleri vardır. Bu karakterler bilimi bilimciliğe dönüştürmektedir. Bilimcilik bilimden daha ciddi bir sorundur. Aslında "bilimcilik" (scientism), genelde, bu tavra karşı olanlarca kullanılan bir kavramdır. Bilimci anlayışa göre bilim, insan hayatındaki tüm değer sorunlarını çözebilir; deneysel gözlem temelinde insan davranışını önceden tahmin edip kontrol edebilir. Tümdengelim, tek gerçek bilgi kaynağıdır.

scorpion:
5.BİLİM FELSEFESİ
Bilim ve Felsefeyi kapsayan ve Bilim Felsefesi adı altında özelleştirilmiş bir konunun kısa bir yazı içinde, bütün yönleriyle incelenmesi, irdelenmesi, tartışılması ve yorumlanmasının ne denli zor olduğu ortadadır.
"Felsefe" sözcüğü Grekçe kökenli olup, asıl anlamını pratik yaşamda bulan, iki ayrı sözcükten oluşmuştur.
"Sophia" sözcüğü, ilk olarak zekâ , beceri, iş bilirlik ve yapabilme gücü anlamında kullanılmıştır. Onun taşıdığı "Bilme" ve "Bilgelik" anlamları ikincildir.
Greklerin "Sophos" dan öncelikle anladıkları şey "beceri ve iktidar sahibi kişi” dir.
Bu bağlamda Sophist: “yaşam deneyimi olan yetkin kişi” demektir.
Philos ise, dost, arkadaş, seven demektir.
Birleşik olarak da Philosoph: öncelikle deneyimli olmaya istekli, sonrada (yapabilmek için) bilmeye, sevgi ve ilgi duyan kişidir.
Felsefe, insan kültürünün belli bir aşamasında, insanın kendisini, evreni ve içinde yaşadığı çevreyi anlamak için başvurulan bir düşünce biçimi olarak ortaya çıktı.
En genel biçimi ile "bilimi anlamak" ya da “bilimin yapısını, amacını, koşullarını inceleyen felsefe dalı” olarak ya da, “bilimin dilsel yapısını inceleme, çözümleme eleştirme ve aydınlatma süreci” olarak tanımlanır.
Bilimsel yöntemlerle elde edilecek bilgilerin güvenilirliği, kullanılan araç gereçlere ve uygulanan mantık biçimine göre değişeceğinden, bu yöntemlerin denetlenmesi ve değerlendirilmesi bilim adına pek önemli bir uğraş olmaktadır.
Bilimler yalnızca araştırma yaparlar. Bilimin kendisi, bilimin konusu, bilimin kavramları, bilimin yöntemi, bilimin ulaştığı sonuçlar ve bilimsel yasalar gibi sorunlar bilim tarafından ele alınmazlar. Bu sorunlara felsefe eğilir ve özelleşerek Bilim Felsefesi adını alır.
Bilim felsefesi: bilimi anlamak, yorumlamak ve bilime yol göstermek uğraşıdır.
Felsefe açısından bilim, hem bir "süreç" hem de bir "sonuç"tur.
Sonuç olarak bilim, organize bilgiler bütünüdür.
Bilgilerimiz, önerme denilen dilsel ifade biçimlerinde yer aldığından, bu anlamda bilim felsefesi, bilimin dilsel yap ısını çözümleme, eleştirme ve aydınlatma çabasıdır.
Süreç olarak bilimi, bir takım eylemsel ve düşünsel işlemlerin bir örgüsü sayabiliriz. Gözlem, deney, ölçme gibi olgu saptama işlemleri daha çok eylemsel; indüktif (tümevarım) ve dedüktif (tümdengelim) çıkarım, kavram ve hipotez kurma gibi işlemler ise daha çok düşünsel işlemlerdir.
Bilimsel süreci oluşturan bu gibi işlemlerin yapı ve işleyişini gene bilim felsefesi mantıksal olarak çözümlemeye çalışır.
Görüldüğü gibi bilim felsefesi, bilim ile felsefenin arasında gerçekleştirilen bir uyumun adıdır.
Sonuç olarak, bilimsel düşünme, her zaman yöntemli bir düşünmedir fakat yöntemin kendisi üstüne yansımalı (refleksiyon) bir düşünme değildir.
Bilimsel yöntemleri tek tek özellikleri ile betimlemek ve çözüm lemek demek; bilimselliği olanaklı kılan ön tasarımları ortaya çıkarmak, böylece bilim adamının yaptığı işi ve onun kendi yaptığı çalışmaları sırasında geçerli saydığı şeyleri yeniden gözden geçirmektir
İşte bu nedenle, bilimsel tutum üstüne yansımalı bir tutumla çalışacak olan bilim kuramı felsefi bir uğraştır.
Olguları ve olayları betimlemek ve açıklamak yolu ile anlamak Bilimin,
bilimin mantıksal yapısını ve işleyişini anlamak ise Bilim felsefesinin işidir.
Çoğu zaman eş anlamlı olarak kullanılan Bilim felsefesi ve Bilimsel felsefe kavramlarını da birbirinden ayırmak gerekir.
Bilim felsefesi, felsefeye özgü düşünme ve çözümleme yönteminden yararlanarak bilimin kavramsal yapısını ve işleyişini aydınlatmayı amaçlar.
Bilimsel felsefenin amacı ise, felsefeye, bilimin tutum ve yöntemiyle uyumlu bir nitelik kazandırmaktır.
Bir başka deyişle felsefenin, sorunları tümel olarak ele almasından vazgeçip, bilimlerdeki gibi parça parça ele alarak çözümleyen bir disiplin olmasına çalışır.
Bilim felsefesinde felsefe, genel yapısı içinde bilimi açıklarken, bilimsel felsefede bilim felsefeyi sınırlamaktadır.
Özetlersek,
Bilim, nesne ya da olgu olarak tikel bilgi (parça bilgisi) ile uğraşır.
Varlığı parçalayıp, her bir parçayı ayrı ayrı konu edinir.
Doğru Bilgiyi;
·İdeal Bilimler (Mantık, Matematik) matematik ve mantık yasaları ile,
Pozitif Bilimler (Doğa Bilimleri), nedenselliğe dayanan doğa yasaları ile,
Tinsel ve Tarihi Bilimler ise, tarihi olayların belgelere dayanan açıklamaları
ile bulmaya çalışır.
Felsefe, bilimlerin parçalayarak ele aldığı Varlığı, “Bütünü ile Evren veya Varlık” olarak ele alır. Tümel açıklamalar yapmaya çalışır.
Evreni veya Varlığı parça parça değil, bütünsel olarak kavramak ve bilmek ister.
Bilim felsefesi, bilimsel araştırma sürecinin, gözlem kuralları, usavurma örüntüleri, gösterim ve ölçme yöntemleri, metafizik ön varsayımlar gibi öğelerini aydınlatan ve bu öğelerin geçerlilik temellerini biçimsel mantığın, pratik metodolojinin ve metafiziğin bakış açısıyla değerlendiren felsefe dalıdır.
Bilimin de felsefenin de amacı, dünyayı ve insan yaşantısını anlamaktır. Aralarındaki fark yöntem yüzündendir.
Bilim olgulardan hareket eder, ulaştığı sonuçları gene olgulara dönerek temellendirmeğe uğraşır.
Felsefe de bir çeşit olgu demek olan insan yaşantısından hareket eder fakat ulaştığı sonuçları temellendirme yolunda olgulara değil, mantıksal çözümlemeye veya metafizik spekülasyona girer.
Bu bağlamda, bir bilim kuramcısının bilim üzerine yetkiyle yönelebilmesi için, bilimsel düşünce, bilimsel tutum gibi bazı nitelikleri edinmiş olması büyük önem kazanmaktadır.
Bilim felsefesi bilimi anlama çabasını başlıca şu iki temel ayırım üzerinde yürütür:
·Olgu ve teori ilişkisi
Buluş ve doğrulama bağlamları
Bilimin en belirgin özelliği olgusal oluşudur. Olgulara ilişkin olmayan hiçbir sav, varsayım ya da kuram bilimsel olma niteliği kazanamaz.
Öte yandan, olgular, kendi başlarına bir şey ifade etmez ancak, bir hipotez veya kuramın ışığında, bilimsel incelemeye veri niteliğini kazanırlar.
Hipotez ya da teorinin temellendirilmesi, kuralları belli mantıksal bir işlemdir.
Oysa bir hipotez veya teorinin oluşturulması, psikolojik bir olgu olarak kabul edilmektedir.
Bilimsel metodun özünde yer alan mantıksal düşünme veya çıkarım biçimleri felsefede;
·Ampirik geleneğe bağlı düşünürler için, İndüksiyon,
·Rasyonalist geleneğe bağlı düşünürler için, Dedüksiyon,
·Modern mantıkçılar için, Hipotetik Dedüksiyon,
·Pragmatistler için, Retrodüksiyon ya da Problem çözmedir.
İşte Bilim Felsefesi bu yöntemler üstüne refleksiyonlu, eleştirel kuramlar geliştirir.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek