(¯`·.____(¯`EĞİTİM BÖLÜMÜ`¯)_____.·´¯)
> EKONOMİ

İşletme Çevre İlişkisi Ve Ekolojik Denge..

(1/2) > >>

scorpion:
SANAYİLEŞME VE CEVRE
Sosyal bir hareket olarak ekoloji hareketi 1970’li yıllarda doğmuş olmasına rağmen çevre kaygısıyla girişilen çabalar 1800 ‘lü yıllara kadar uzanır.
Sanayileşme ile birlikte , çevre sorunlarının ortaya çıkması bazı düşünürleri bu konuda düşünmeye itmiştir.
Diğer bir tabirle günümüz anlamında çevre sorunlarının ortaya çıkışı sanayileşme ile olmuştur. Çünkü insan ilk defa sanayileşme ile doğaya hakim olmaya başlamıştır. Bu hakimiyet süreci gün geçtikçe sanayileşme ile birlikte artmıştır.
Daha 1950 yılı gibi yakın bir geçmişte, dünya bügünkünün yedide biri kadar mal üretiyordu. Sanayi üretimi1950 ile 1973 arasında en hızlı artışı kaydetti. İmalat sanayindeki üretim yılda %7, madencilikte yılda %5 arttı.
Sanayi ürünlerinin ve bizzat sanayinin kendisinin medeniyetin doğal kaynak tabanı üzerindeki bir etkisi vardır. Bu etki bütün hammadde aramaları, çıkarılması, onlardan ürünler elde edilmesi enerji tüketimi, atık çıkarılması, tüketiciler tarafından ürünlerin tüketilmesi veya atılması boyunca devam etmektedir. Bu etkiler olumlu olabilir; bir kaynağın kalitesi iyileştirilip kullanımı genişletile bilir. Buna karşılık olumsuzda ola bilir; süreçten veya üründen kaynaklanan kirlilik, kaynakların tükenmesi veya bozulması sonuçlarını doğura bilir.
İşin ikinci yanı “olumsuzda olabilir” tabiri altında bahsettiğimiz süreç , çevre sorunlarının bu derece artmasının temel sebebi göstereceğimiz mal ve hizmet üretimin biçimidir. Liberal ekonomiye göre mal ve hizmet üretimi bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılır. Halbuki bu süreçte bireylerin tercihleri sürekli değiştirilmekte, mevcut iktisat anlayışları hızlı büyüme adına tüketim toplumu yaratmaktadır.
Sınırsız ve maliyetsiz olarak kabul edilen tabiat unsurları; su, toprak, hava mevcut ekonomik anlayış içinde hoyratça ekonomik girdi ekonomik girdi olarak kullanılmıştır.
Dünyadaki tarım alanları 1981 yılından bu yana bir taraftan su yetersizliği diğer bir taraftan çevrenin bozulması sonucunda %7 oranında azalmış bulunmaktadır. Dünya gözetleme entitüsü ‘nün yapmış olduğu araştırmalar yılda 6 milyon arazinin erozyon ile yok olduğunu göstermektedir.




Erozyonunu yanı sıra ormanların yokedilmesinin de ekilen alanları aşırı şekilde etkilediği görülmüştür.
Orman bölgelerinin büyük ölçüde tahrip edilmeleri sonucu meydana gelen büyük su baskınlarının tarıma elverişli alanları sular altında bırakarak telafisi zor zaralara sebeb olduğu görülmektedir.
Dünyada sulanan tarım alanlarının 1/5’i (40 milyon hektar ) ya su taşkınları yada tuzlanma ile tehdit altındadır.
Ekilmeye elverişli toprakların bir kısmıda ev yapımı, faprika ve yol inşası için kullanılarak tahrip edilmektedir. 1980 yılında UNESCO’ nun verdiği bir rapor , gelişen dünyada her yıl 3000 km. kare ‘lik alanın şehirleşmenin işgaline uğradığını göstermektedir.
Büyük bir hızla artan dünya nüfusunu beslemek için üretimin artırılması amacıyla araştırmalar ve projeler hazırlayan FAO ‘ya göre de , tarım için en uygun topraklar tarım dışında kullanılmaktadır.
Tarım alanlarını tehdit eden bir başka tehlike ise,suyun gittikçe azalması olarıdır.2000 yılına yaklaştıkça 6000 milyon hektar tarıma elverişli toprağın susuz kalması tehlikesine işaret eden FAO yetkilileri kısıtlı olan suyun,kullanılan kimyasal besleyici ve ilaçlardan korunmasının önemi üzerinde durmaktadırlar.
Çevre sorunlarının büyük bir bölümü,doğanın yanlış ve kötü kullanılması,doğal dengenin bozulmasıyla ilgilidir.Doğanın temel unsurlarından biri olan toprakta görülen sorunlar,önemli çevre sorunları olarak kabul edilmektedir.Değişik amaçlara yönelik olarak insanların toprak ile ilgili uğraşları gözönüne alındığında bu çabaların çevre üzerinde önemli etkileri olduğu görülmektedir.Çevreye zarar veren bu işlemlerden en önemlileri toprak erozyonuna yol açan faaliyetler,tarımda kullanılan ilaçlar ve gübrelerdir.

SANAYİLEŞME ATIKLAR VE ÇEVRE SORUNLARI
Çevre sorunlarının ortaya çıkışı sanayileşme süreci ile olmuştur.Sanayileşme her ne kadar ülkenin kalkınmasında anahtar faktör olarak kabul edilirse de, doğal kaynakları harcaması,enerji tüketimi ve imalat prosesleri sonucu yarattıkları kirlilik ve atıkları nedeniyle aynı zamanda çevre sorunlarının da önde gelen nedenlerinden biri olmuştur.
Sanayileşme ile meydana gelen endüstriyel atıklar hem üretim aşamasında işletme bünyesinde




meydana gelen atıklar hemde üretilen malın ambalajından veya tüketici tarafından kıllanıldıktan sonra yarattığı kirlilik şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Sanayiden kaynaklanan hava kirliliği temelde yanlış yer seçimi,yeterli teknik tedbirler alınmadan atık gaz ve tozların havaya bırakılması,yanlış ve eksik teknolojilerin seçiminden kaynaklanmaktadır.
Günümüzde gittikçe artan kimyasal ve madeni atıklar,başta insan olmak üzere bütün canlıları olumsuz olarak etkilemektedir. Çevre kirliliğe yolaçanbakır,kadmiyum,civa,kurşun,kalay,varadyum,k rom,molibden,kobalt,nikel gibi madeni maddeler,arsenik,selenyum gibi kimyasal maddeler insan organizması üzerinde ciddi etkiler yaratan sanayi atıklardır.Örneğin konserve kutularında,böcek öldürücülerinde kullanılan kalay mide bulantıları,sindirim ve bağırsak hastalıkları yaratmaktadır.Katalizör olarak kullanılan nikel,akciğer kanseri ve solunum yolları kanserine yol açabilmektedir.Civa,merkezi sinir sistemini bozmakta,çinko,kursun ve bakırda bulunan paslanmaya karşı maddeler,plastik maddeler,boya ve pil üretiminde kullanılan kadminyum ise solunum ve böbrek hastalıklarının nedeni olarak ortaya çıkmaktadır.Karaciğer,böbrek,beyin,sinir sistemi gibi hastalıkları yaratan kursun ise tehlikeli bir başka maddedir.Bütün bu örnekler üretim sırasında ve üretim sonrasında karşılaşılan çevre sorunlarını yansıtmaktadır.
Sanayi kuruluşlarının üretiminden dolayı yaratılmış oldukları çeşitli atıklar,arıtma tesisleri yolu ile ayrıştırılmadıkları ve kullanıma dönük şekilde değerlendirilemediği sürece,çevre üzerinde oluşturdukları olumsuz etkiler artacaktır.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)’nin 1987 yılında yaptığı araştırmalar,17 milyondan fazla kimyasal maddenin varolduğu,bunlardan 80.000’inin günümüzde kullanıldığını,1000 yeni kimyasal maddenin de her geçen yıl ticari alana girdiğini göstermektedir.
Modern teknoloji sayesinde insanların evlerinde,endüstride,tarımda kullandıkları kimyasalların zararı gün geçtikçe artmaktadır.
1950 yılından bu yana kimyasallardan doğan kazalar ciddi şekilde artış göstermiş ve son yıllarda da korkunç sonuçların doğmasına sebep olmuştur.bu zaralı atıklar ve zehirli kimyasallar yiyecekleri,suları,havayı ve toprakları önemli şekilde kirletmekte ve yaşamı tehdit etmektedir.
Sanayinin sebep olduğu ağır metal ve organik kirleticiler insanların zehirlenmesine yol açtığı gibi ,fabrikada üretilen mallar,bu malların nakli ve çeşitli atıklarından ötürü tehlikeli kirlenmelerin meydana


gelmesiyle yalnızca insanlar üzerinde değil,yaşanan kürede de büyük zararlar meydana getirmektedir.


ÇEVRE KİRLİLİGİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞ SEBELERİ VE GELİŞİMİ

Bilindiği gibi insan yaşamının varoluşundan bu yana çevresini değiştirerek sürdürmüştür. İlk çağlarda insanlar temel gereksinimlerini doğayla yaptıkları mücadeleler ile elde etmişlerdir. İnsanlık tarihi boyunca insanın tek değişmeyen özelliği, doğanın zenginliklerinden yararlanarak gelişmesi ve daha ileri uygarlıklara ulaşabilmesidir. İnsanlığının ilerlemesinin yattığı tüm olumlu gelişmeler, doğanın cömertçe kullanılması ile sağlanmıştır.

Ancak, bugün içinde yaşanılan uygarlık çağında, gereksinimlerin temini içinde sadece doğanın kullanılmasına değil,doğanın tüketilerek ortadan kaybolmasına da tanık olunmaktadır.

İnsanlık tarihi çevre kirlenmesi olgusu ilk kez insan - doğa dengesinin bozulmasına yol açacak bir yoğunlukta yaşanmaktadır.Bu durum doğanın bir parçası olan insanı da tehlikeli bir geleceğe itmektedir. İnsan - doğa dengesinin bozulmasına yol açan bir hızlılıkla büyüyen çevre kirliliğinin temel nedeni, kuşkusuz 19. yüzyılda başlayan ve hızla gelişen sanayileşme olgusudur.20.yüzyıl ise, doğal çevrenin hızla değişmesine ve yeni bir sosyal çevrenin doğmasına neden olmuştur. Bu büyük dönüşümün nedeni, sanayileşmenin iki önemli özelliği olan, kitle üretim ve teknolojik gelişmedir.
Ancak sanayileşme planlı olmamış, salt sanayileşme amaçlanmış, çevre faktörü göz ardı edilmiştir.Ayrıca geleneksel tarım yöntemlerinin terkedilerek tarımda yeni teknolojilerin yoğunlaşmasına da doğal çevrede ciddi hasarlar yaratmıştır.
Daha fazla üretim ve tüketimi gerçekleştiren piyasa ekonomisinin başarısı, doğal kaynakların aşırı ve yanlış kullanıldığı gerçeğinin görmezlikten gelinmesine neden olmuştur. Ortaya çıkan çevre sorunlarına yönelik bu duyarsızlığın diğer bir nedeni de çevre kirliliğinin, sınırsız bir kapasiteye sahip doğa tarafından ortadan kaldırıla bilineceği gibi yanlış bir düşüncedir.



Doğa acaba kendini yenileme gücüne sahip midir? Bu sorunun yanıtı, doğadan ne anlıyoruz, buna karşılık ne veriyoruz şeklinde olmalıdır.
Çevre kirliliği son 50 yılda ve özellikle 1960'lardan sonra başta ABD ve Japonya olmak üzere gelişmiş ülkelerde öneli boyutlara ulaşırken, gelişmekte olan ülkelerde de aynı hızda olmasa da sanayileşmenin bir işlevi olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü, sanayi faaliyetleri, doğadan alınan hammaddeyi işleyerek ürün durumuna getirdikten sonra onu atık bırakacak şekilde tüketmek sistemine dayalı olarak çalışır. Teknolojik ilerleme ile birlikte plastik, naylon, alüminyum vb. fiziksel olarak tamamen yok edilmeleri imkansız olan maddelerin büyük ölçülerde üretimi ve tüketimi önemli bir çevre kirliliğine neden olmuştur.

Günümüzde sanayileşmenin ulaştığı aşama, çevre kirliliğine karşı bilinçli bir şekilde savaşmayı gerektirmektedir. İçinde yaşadığımız yüzyıl, sanayileşmenin hızlanmasına, ilerlemesine, dünya nüfusunun artmasına ve beslenme sorunun ortaya çıkmasına tanık olmuştur. Kısacası 20.yüzyılda hızla artan üretim, doğanın çok hızlı biçimde tüketilmesine yol açmışlar.
Günümüzde doğal çevrede gözle görülmeyen, ama varolan değişmeleri aktarabilen ekolojik bilimi sanayileşmenin insanlığı ciddi olarak tehdit ettiği tartışmalarını gündeme getirmiştir. Diğer yandan yine artan talep yüzünden yeni kaynaklara ulaşa bilmek amacıyla yeni teknolojilere geçilmesi “Çevre sorunu”na yeni boyutlar eklemiştir.
Gerçekten bazı yeni teknolojiler, hiçbir zaman doğa ile bütünleşmeyecek inorganik maddelerin ortaya çıkışına yol açmıştır. Tüm bu gelişmeler, üretim sürecinde ve/veya bu süreç sonunda ortaya çıkan atık maddeleri çık yoğun biçimde artırarak çevre kirliliğini, insan ve diğer canlıların varlıklarını sürdürmesini tehdit eden bir noktaya getirmiştir.
Nükleer atıkların yarattığı tehlike, spreylerin yol açtığı ozon tabakasının delinmesi olgusu veya hava kirlenmesinin asit yağmurlarına neden olması, sanayileşmenin yarattığı cevre sorununun sanayileşmenin sadece bir yan etkisi biçiminde hafife alan görüşleri temelinde değişmiştir.
Bu bakımdan 20. yüzyılın son çeyreğinde Batı Ülkelerinin gelişen çevrecilik hararetini, yalnızca doğanın kirlenmesine değil, doğanın imhasına karşı koymaya çalışan bir hareket olarak görmek gerekir. Batının sanayi kesiminde kendisini hızla hissettirmeye başlayan çevre korumacı özelliklere sahip ürünlerin üretilmesine başladığı ve çevre korumacı özelliklere sahip ürünlere daha yüksel fiyat ödeyerek tercih edilmesinin nedeni, çevre sorunları konusunda yaşanan duyarlılığın yoğunlaşmasıdır.


Örneğin Batı Ülkeleri inorganik naylon torba yerine, organik maddelerle yapılan yapılan torbaya büyük ilgi gösterirken, ağaçlandırma için fon ayıran inşaat firmalarına yönelen sempati, tüketicilerin giderek yoğunlaşan çevre sorununun firmalar tarafından göz ardı edilmeyecek bir noktaya geldiğini göstermektedir.
Bugün ABD'de çöp, asbest, kimyasal atık toplama ve yok etme, hava kirliliği konularında ülke çapında faaliyet gösteren firmaların oldukça başarılı bir kar çizgisinde oldukları görülmektedir.
Ayrıca "Su Arıtma" konusunda da Batı Ülkeleri önemli bir teknik gelişme kaydetmişlerdir. Temizlenen su istenirse yeniden sanayi tesisinin hizmetine sunulmakta, böylece su kaybı en az düzeye indirilmektedir.Batı Ülkelerinde alınan diğer bir önlemde, doğal gaz, petrol, kömür gibi enerji kaynaklarının kullanımında "Merkezi Isıtma" ve güneş kolektörleri vasıtasıyla güneş enerjisinde merkezi ısıtmada yararlanılmasıdır.Bu sistemler hem yakıt maliyetlerini düşürmekte, hem de kükürt dioksit atığını ortalama 0.93 , azot dioksit 0,90 oranında engelleyerek çevreye önemli katkıda bulunmaktadır.
Kamu kesiminde çevrecilik bilincinin geliştiğini gösteren kanıtlar vardır.Örneğin çevre korumacılığı için yeni vergi çeşitlerine başvurulması gibi.Böylece çevre temizliği ve çevre korunması konusunda yasa ve yönetmeliklerin hızla yürürlüğü konduğu görülmektedir.1990'lılı yıllardan itibaren hükümetlerin ve sanayi kuruluşlarının çevre kirliliğine karşı mücadeleye daha fazla fon ayırma yönünde ciddi girişimlerde bulundukları gözlemlenmektedir.
Batı Ülkelerinde yapılan bilimsel araştırmalara ve devlet sanayi işbirliği ile yaratılan tüm bu gelişmelere rağmen, çevreci önlemlerin yeterli olmadığı görülmektedir.ABD gibi bir ülkede kömür işletmelerinin yarattığı hava kirliliğine karşı mücadelenin hala başarısız düzeyde olduğu bilinmektedir. Bu durumun nedeni, çevre korunmasına yönelik önlemlerin, ekonomiye makro düzeyde olumsuz yönde etkileyebilmesidir.
İnsan ihtiyaçlarının sonsuz olması karşısında bu ihtiyaçları karşılayacak kaynakların sınırlı ve kıt olması,ınsanoğlunun kıtlığa karşı savaş açmıştır. Bu savaşta onun tek hedefi, içinde doğup yasadığı tabiat ve çevreye yönelik olmuştur.
İnsan yasamını.var olusunudan bu yana tabiatı tahrip ederek,çevreyi değiştirerek sürdürmüştür.
İlk çağlarda insanlar temel ihtiyaçlarını tabiat iel yaptıkları mücadelerle elde etmişlerdir.İnsanlar tarih boyunca tabiatın zenginliklerinden yararlanarak gelişme yolundaönemli adımlar


atmışlar,sanayileşmeyarışı içine girerek uygarlıklarını artırmayaçalışmışlardır.İnsanlığınilerlemesinin yarattığı tüm olumlu gelişmeler tabiatınbilinçsiz ve çömertçe kullanılması ile sağlanmıştır.Ancak öyle bir duruma gelinmiştir ki,uygarlık yarışıiçerisinde ihtiyaçların karsılanması ile yalnızca tabiatın kullanılması değili tabiatın tüketilerek ortadan kaybolmasına da tanık olunmuştur.
İnsalık tarihi çevre kirlenmesi olgusunu, ilk kez insan-tabiatdengesinin bozulmasına yol acabilecek bir yoğunlukta yasamaktadır. Bu durum tabiatınbir parcası olan insanı bir arada tehlikeli bir geleceğe itmektedir.
İnsan-tabiat dengesinin bozulmasına yol açan bir hızlılıkta büyüyen çevre kirliliğinin temel nedeni , kuşkusuz19.yüzyılda sanayidevrimi ile baslayan sanayileşme olgusudur.20.yy ise,doğal çevrenin hızladeğişmesine ve yeni bir sosyal cevrenin doğmasına neden olmuştur.Bu büyük dönüşümünün nedeni.sanayileşmenin iki önemli özelliği olan.kitle için üretim ve teknolojik gelişmedir.Ancak fazla üretimve tüketim artışının sağlanabilmesi için,hızlı sanayileşme planlı olmamış cevre faktörü gözardı edilmiştir. Bunun yanında tarımda gelenekesel yöntemler terk edilerekyeni teknolojilerin yoğunlaşması.cevrede ciddi hasarlar yaratmıştırDoğal kaynakların aşırı ve yanlış kullanıldığı gerceğiningöremezlikten gelinmesine neden olmuştur.Ortaya cıkan çevre sorunlarına yönelik duyarsızlığın diğer nedeni de,çevre kirliliğinin sınırsız bir kapasiteye sahip doğa tarafından ortadan kaldırılabileceği gibi yanlışbir düşüncedir.
Çevre kirliliği,özellikle 1960’lardan sonra başta ABD ve Japonya olmak üzere gelişmiş ülkelerde önemli boyutlara ulasırken,gelişmekte olan ülkelerde de aynıhızla olmasada sanayileşmenin bir işlevi olarak ortaya cıkmıştır.Çünki sanayi faaliyetleri ,doğadan alınan hammaddeyi işleyerekürürn durmunu geitrdikten sonra,onu atık bırakacakbiçimde tükenmek sistemine dayalı olarak çalışır.Teknolojik ilerleme ile birlikte plastik ,aliminyum,naylon v.b. fiziksel olarak tamamen yokedilmeleri olanaksız olan maddelerin, büyük ölçülerde üretimi ve tüketimi önemli bir cevre kirliliğine neden olmuştur.20.yüzyıla gelindiğinde artan nüfus artışı ile birlikte tüketim gereksiniminin artması ,sanayileşmenin hızlanmasına ve ilerlemesine dolaysıyla doğanın çok daha hızlı bir biçimde kirlenmesine yol açmıştır.Ayrıca,sanayileşmenin cevrede gözle görülmeyen ekolojik dengesizlikler yaratarak insanlığı cidd olarak tehtit etmeye baslamıştır.Yine artan talep yüzünden yeni kaynaklara ulasılabilecek amacıyla yeni teknolojilere geçilmesiyle,’’Çevre Sorunu’’nayeni boyut eklenmiştir.
Gercekten bazı yeni teknolojiler,hiçbir zaman doğa ile bütünleşmeyecek inorganik maddelerin ortaya cıkmasına yolaçmıştır.Tüm bu gelişmeler,üretim sürecinde ve bu süreç sonunda ortaya cıkan atık





maddeleri çok yoğun biçimde arttırarak çevre kirliliğinini,insan ve diğer canlıların varlıklarını sürdürmelerini tehdit eden bir noktaya getrmiştir.

Bilimsel çalışmalar,doğal çevrede gittikçe artan kimyasal ve madeni atıkların insan denilen canlının organizmasını bozduğunu ortaya çıkartmıştır.örneğin otomobil benzininden çıkan kurşun atıkları suya karışarak birikme eğilimindedir.İnsanın yediği yeşil bitkiler de dahil olmak üzere bitki ve mikro organizmalar,kurşunu kendilerine zarar vermeden biriktirebilmektedirler.Egzoz dumanının getirdiği hava kirliliği ve bu gıda maddeleri yoluyla kurşun insan vücuduna sızmakta ve karaciğer, böbrek,beyin, merkezi sinir sistemi ve üzerinde tehlikeler yaratmaktadır.
Fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan başka bir sorun ise atmosferde karbondioksit oranının yükselmesidir.Bu bir çeşit “sera etkisi” yaratarak,yeryüzünde iklim değişmelerine ve ısı artışlarına neden olmaktadır.Global ısınma ise yakın bir gelecekte denizleri yükselterek ada, delta ve bazı kıyıları tehdit edecek,böylece verimli topraklarının 1\6 oranında yok olmasına yol açacaktır.
Çevre kirliliğinin tüm insanlığı içeren global düzeyde yoğunlaştığı Batı ülkelerinde kamuoyunun çevre kirliliğinin tek nedeni olarak sanayileşmeyi ve ekonomik büyümeyi suçlaması yüzünden teknolojik gelişmenin bir yana bırakılmasına taraftar olan kişi ve gruplara da rastlanmaktadır.Bunlar,özellikle nükleer enerji konusunda sert eleştiriler yapılmaktadır.

Nükleer enerji 30 yıldan beri kullanılmakta olmasına rağmen,hala üzerinde tartışılan bir konudur.Bazılarına göre bu enerji çeşidi tehlikeli ve çevre bakımından zararlıdır.Bugün ABD’de bile kurulmasına karar verilmiş olan bazı nükleer santrallerden vazgeçilmekte olması,bu iddiaları destekleyen bir gelişmedir.

Ancak bilim adamları nükleer santrallerin çevre kirliliğine yol açtığı iddiasını kesin bir veri olarak kabul etmemektedir. Bütünüyle kapalı devre olarak işleyen nükleer santraller doğaya doğrudan atık atmamaktadır. Tek bağlantı noktası, soğutma sisteminden bırakılan sudur ki,bu su kesin olarak radyoaktif bir ortamdan geçmeyen temiz su niteliğindedir.

Çevre korumacılara göre ise, termik ve nükleer santrallerin soğutma sularının akarsulara verilmesi, bu sulardaki ısıyı yükselterek bitki ve hayvan varlığını etkilemektedir. Örneğin Chernobil nükleer santralininde yaşanan kaza radyoaktif gazın yayılmasına , binlerce kişinin ölümüne


neden olmuş ve km’lerce alanı etkilemiştir. Bu olay insan, bitki ve diğer canlılar üzerinde önemli zararlar yaratmıştır.

scorpion:
EKONOMİK AÇIDAN ÇEVRE KİRLİLİĞİ SORUNU
Ekonomi literatüründe ekonominin başarısını , kaynakların optimal dağılımına ,kısaca doğanın bir parçası olan insanın , iktisadi faaliyetlerde verimlilik ilkesi etrafında toplanmasına bağlar. Ancak kaynakların sınırlı olması ve optimal dağılımın gerçekleşmemesi, insanoğlunu bir takım arayışlara yöneltmiştir.
Ekonomi bilimi sınırlı kaynakların sınırsız insan ihtiyaçları arasında , bireysel bireysel ve toplumsal refahı en yüksek düzeye çıkaracak biçimde , en iyi dağılımı inceler. Ekonomi yakın tarihe kadar hava, su, güneş gibi kaynakları sınırsız kabul etmiş ve serbest mal olarak nitelendirmiştir.
Üretimin yapıla bilmesi için gerekli olan dört üretim faktörü emek ,sermaye, doğa ,girişicidir. Çevresel açıdan önemli olan doğa faktörü olmakla birlikte , bu öğe ile birlikte kıt kaynak olara kabul edilen toprak dikkate alınmamıştır. Üretim faktörleri (Emek-Ücret, sermaye-faiz, toprak-rant,girişimci-kar) fiyatlandırıldığı halde , su gibi doğal kaynaklar fiyatlandırılmamıştır. Diğer bir değişle , üretimde kullanılan doğal kaynakların topluma maliyeti ile topluma sağladığı yarar kendiliğinden fiyatlara yansımamaktadır.

Ekoloji Bilimi ve Çevre Sorunları

İnsanlık, yaşamını sürdürdüğü ekolojik çevrede bulunan madde ve enerjiden etkilenmektedir.Bir sistem olarak ele alınan ekolojik çevre, sürekli olarak dinamik ve kararlı bir denge noktasına gelme eğilimindedir. Bozulmamış durumlarıyla ekolojik sistemler, genellikle çok zengin ve değişik türlerden oluşan bir canlı ortamı bünyelerinde barındırmaktadırlar.Bu canlılar arasında var olan ilişkiler çevre kirliliğine karşı bir tamponlama kapasitesi ve direnme gücü oluşturur.Ekolojik sistemlerde, atık madde ve enerji, belirli sınırlar içinde kalındığında, koruma mekanizmaları tarafından dengelenmektedir. Ancak bu sınırların aşılması, ekolojik dengeyi tekrar geri dönülmeyecek şekilde değiştirmektedir.
Yeniden oluşan bu dengede ise çevre artık yaşam ortamı olarak kullanılabilme özelliğini önemli ölçüde yitirmektedir.Böyle bir çevresel bozulma ekolojik biliminde kalıcı veya geçici bozulma olarak sınıflandırılmaktadır.Eğer sistem yinede doğandan alınan enerjiyi (güneşi)



kullanarak bozulan düzeni eski duruma getiriyorsa, bozulma geçicidir.Ancak sistem hızlı bir şekilde tahribe uğruyorsa, bozulma kalıcıdır.
İşte batı toplumlarının çevre sorununa yönelik ilgileri günümüzde kalıcı bozulmaların söz konusu olmasıyla başlamıştır. Savaş sonra sı dönemde gözlemlenen sanayileşme hızının Batı Ülkelerinin ciddi çevre tahribatına yol açtığı biliniyor.Örneğin ABD'de sanayileşme, kuzeybatı yöresinde birçok göl ve akarsuyu aşırıcı derecede kirletmiş durumdadır.
ABD ve Kanada arasında fabrika bacalarından çıkan kirli havanın oluşturduğu asit yağmurları, daha sonda Batı Avrupa'nın birçok bölgesinde görülmüştür.Londra'da 1950 yıllarında görülen kent içi hava kirliliği günümüzde aynı sorunu yaşayan kentler için bir örnek olacaktır.
Diğer yandan, planlı bir sanayileşme hedefi seçen Doğu Bloğu Ülkelerinde, özellikle Doğu Almanya'da çevre kirliliğinin Batı Ülkelere göre daha ciddi boyutlarda olduğu yeni yeni öğrenilmektedir.Bu durumda ekonomik büyüme, hangi politikalarla gerçekleşirse gerçekleşsin, çevre sorunlarıyla karşılaşmayan bir sanayileşme hararetine rastlanmadığı söylenebilir.
Bilimsel çalışmalar, doğal çevrede gittikçe artan kimyasal ve madeni atıkların insan denilen canlının organizmasını bozduğunu ortaya çıkartmaktadır. Örneğin otomobil benzininden çıkan kurşun suya karışarak birikme eğilimindedir. İnsanın yediği yeşil bitkilerde dahil olmak üzere bitki ve mikro organizmalar, kurşunu kendine zarar vermeden biriktirebilmektedirler. Egzoz dumanının getirdiği hava kirliliği ciğer, böbrek, beyin, merkezi sinir sistemi üzerinde tehlikeler yaratmaktadır.
Fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan başka bir sorun ise atmosferde karbondioksit oranının yükselmesidir.Bu bir çeşit" Sera Etkisi" yaratarak, yeryüzünde iklim değişmelerine ve ısı artışlarına neden olmaktadır. Global ısınma ise yakın bir gelecekte denizleri yükselterek ada, delta ve bazı kıyıları tehdit edecek, böylece verimli tarım topraklarının 1/6 oranında yok olmasına yol açacaktır.
Çevre kirliliğinin tüm insanlığı içeren global düzeyde yoğunlaştığı Batı Ülkelerinde kamuoyunun çevre kirliliğinin tek nedeni olarak sanayileşmeye ve ekonomik büyümeyi suçlaması yüzünden teknolojik gelişmenin bir yana bırakılmasına taraftar olan kişi ve gruplara da rastlanmaktadır.
Nükleer enerji, 30 yıldın beri kullanılmakta olmasına rağmen, hala üzerinde tartışılan bir konudur.Bazılarına göre bu enerji çeşidi tehlikeli ve çevre sağlığı bakımından zararlıdır. Bugün ABD'de bile kurulmasına karar verilmiş olan bazı nükleer santrallerden vazgeçilmekte olması, bu iddiaları destekleyen bir gelişmedir.

Ancak bilim adamları nükleer santrallerin çevre kirliliğe yol açtığı iddiasını kesin bir veri olarak kabul etmemektedir. Bütünüyle kapalı devre olarak işleyen nükleer santraller doğaya doğrudan atık atmamaktadırlar. Tek bağlantı noktası, soğutma sisteminden bırakılan sudur ki bu su kesin olarak radyoaktif bir ortamdan geçmeyen temiz su niteliğindedir.

Çevre korumacılarına göre ise, termik ve nükleer santrallerin soğutma sularının akarsulara verilmesi, bu sulardaki ısıyı yükselterek bitki ve hayvan varlığını etkilemektedir.

Türkiye'de nükleer enerjinin tepkilere yol açtığı görülmektedir.Ancak bugünkü üretim ve tüketim düzeyinin devam etmesi halinde ülkemizde de yeni enerji kaynaklarına gereksinim duyulacağı açıktır. 1970'li yılların enerji politikaları öncelikle su ve linyit yataklarından yararlanmak, bu kaynaklar tüketildikten sonra nükleer enerjiden yararlanmaktı.
Oysa 2000'li yıllarda Türkiye'nin hidrolik potansiyelinin sınırına erişeceği bilinmektedir. Diğer yandan ısı değeri düşük linyit,içerdiği kükürt oranının yüksek olması yüzünden asit yağmuruna dönüşen kükürt dioksit üretmektedir.Bu açıdan termik santrallerine karşı gelişen çevreci kamuoyunun kaygıları anlaşılır nitelikte iken, aynı kamuoyunun nükleer enerjiye geçiş çalışmalarına tepki göstermemiş olması, ciddi bilgi donanımlarının eksik olduğu ortaya koymuştur.
Bugün dünya sorunu haline gelen çevrecilik, çevre kirliliği, sanayileşme ikilisini birbirleriyle çelişen değil,birbirlerine bağımlı olan iki konu olarak ele almaktadır.

scorpion:
EKONOMİYE EKOLOJİK YAKLAŞIM VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA
Ekonomiye ekolojik düşünceyi katma; israfa sebep olan teknik açıdan rizikolu ekolojik olarak mahzurlu, sosyal açıdan daha az tahammül edilebilir üretim teknolojilerinden vazgeçmeyi gerektirir. Çünkü bu yöntemde ekonomik zararın giderilmesi çok pahalıdır. Bu yapılmazsa hem


günümüz insanlarına hem geleceğin nesline ödenmesi zor faturalar yükleriz. Seçilecek teknoloji çevreye uyumlu menfi tesiri olmayan güvenilir ve ucuz olmalıdır.
Endüstri açısından baktığımızda alışılagelen ekonomik sistem çevreye zararlı atıklar bırakmakta ve çevreyi tahrip etme pahasına ekonomik büyümeyi hedef alan bir yapıdadır. Ekonomik açıdan alışılagelen çevre politikaları ise hep açık veren uygulamada zorluklar çıkaran kaynakların az kullanılmasına sebep olan ve teknolojinin yeterince gelişmesine mani olan bir yapıdadır.
Halbuki günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler aşağıdaki yöntemi uygulamak mecburiyetindedir.
1- Ekonomide çevreye getirilen yükü azaltacak bir yapı değişimi.
2- Çevre politikasının önleyici olması.
3- Yeni iş sahalarının ve ekonomi politikalarının ekolojik damgası olması gerekmektedir.
Örneğin; Almanya'da 1984'de çevre sektöründe Beşyüzbin kişi, 1987'de
Birmilyon'a çıkmıştır (Çalışan nüfusun 20'de biri). Özel sektörün çevreye yaptığı yatırım 1984 için 3507 DM.'dır. Bu para katı atıkların temizlenmesi, suların korunması, ses ve gürültü mücadelesi, hava kirliliği ve kontrolü için kullanılmıştır. Masraf Bilançosu: Hava Kirliliği için Kırksekizmilyar, Su için Onsekizmilyar, Toprak için Altımilyar, Ses ve gürültü için Otuzüçmilyar DM. olup toplam zarar Yüzbeşmilyar DM.'dir.
Bugün ABD ve Almanya'da yapılan çevre yatırımlarının %75'i mevcut tesisleri ve onların zararlı tesirlerini ıslah için yapılan yatırımlar iken %25'ide az ve zararsız atıklı teknolojiyi geliştirmek ve uygulamak için yapılan yatırımlardır. Bu nispet her yıl büyümektedir.
Türkiye'de Sanayi Devletlerinin yaptığı aynı hataları yaparak büyür ise onun çevre ile alakalı faturası çok büyük olacaktır. Bugün Almanya'nın çevre konusunda en yoğun yatırım yapan ülkelerin en başında gelmesine rağmen zararlı emisyonlardan ve kirlilikten dolayı, yılda G.S.M.H.'nin %6'sı yani Yüzaltımilyar DM. kaybı vardır (1987).
Türkiye'de bu kayıp çok daha büyük olabilir, çünkü çevre ile ilgili kayıpları tespit etmek çok zordur. Bunun için sağlıklı bir araştırmaya da sahip değiliz. Öncelikle Almanya benzeri araştırmaların ülkemizde de yapılması gerekmektedir .

scorpion:
ÇEVRE KİRLİLİĞİ VE SONUÇLARI :

Doğu Almanya'da bir sanayi şehri olan Leipzik'de ortalama hayat seviyesi daha düşüktür. Kış günlerinde hava kirliliğinden araçlar gündüz farlarını yakmak zorunda kalmaktadır. Espenhain kasabasında her beş çocukdan dördü yedi yaşından önce kronik bronşit ve kalp hastalıklarına yakalanmaktadır. Sebebi kömürle çalışan enerji santrallerinin bacalarından çıkan ve her yıl içinde Dörtyüzbin ton Sülfürdioksit taşıyan sarımsı renkte bir buluttur.
Çevre temizliği için gösterilen gayretler bir lüks değil hayatta kalma mücadelesidir. Bir kömür işletmesinin bulunduğu Romanya'nın kasabası Copsa Mica'da ağaçlardan çimenlere herşey sanki mürekkebe batırılmış simsiyahtır: Atlar bile burada ancak birkaç sene kalabiliyor, sonra başka bir yere götürülmeleri gerekli, yoksa ölmeleri kaçınılmaz.
Sanayi alanında temel yakıt olan Linyit kömürü kullanan doğu bloke ülkeleri atmosfere her sene Yirmialtımilyon ton Sülfürdioksit atmaktadır. Bunlarda asit yağmuru şeklinde suya ve toprağa geri dönmektedir. Linyit kömürünün diğer yan ürünleri kanser yapıcı ürünlerdir. Uzun vadede karbonmonoksit ve karbondioksit iklim değişikliklerine sebep olabilir.
Baltık denizi, Polonya, Doğu Almanya ve Litvanya'nın sanayi artıklarının bir çöplüğü haline gelmiştir.
Her gün çöp dolu yüzlerce kamyon Doğu Almanya'ya geçmekte ve yılda Dörtbuçuk milyon ton çöp, curuf ve zehirli maddeden oluşmuş Kırkbin tonluk artık Doğu Almanya'ya gönderilmiştir.
ABD'deki çevre kirliliği için şu iki misal verilebilir; Bir insan kahve içmek için senede yaklaşık Altıyüz plastik bardak kullanmaktadır. Dokuzmilyon bebeğin kullandıktan sonra atılan bezlerinin bir senelik miktarı Onbeşmilyar adettir.
Özetle, batılı düşüncenin tabiatla mücadelesi ondan sınırsız faydalanma ve hatta savaş derecesine vardığı için çevreyi kirletmekten çekinmemiştir. Kirlenen çevreyi temizlemek, öncelikle onu kirleten insanın fikirlerindeki temizlik düşüncesi ile olacaktır .
ŞEHİR İÇİ KİRLİLİĞİ SEBEPLERİ VE ÇÖZÜM ŞEKLİ :
Kirliliğin ikinci sebebi gazlardır. En önemlisi araba eksozlarından çıkan kurşun, kükürdioksit, azotmonoksit, karbonmonoksit'dir. Bunların hepsi insan için toksit özellik gösterir. Şehir ortamında yerden itibaren ilk bir metre bu gazların nispeti çok yüksektir ve çok küçük yaşlardaki


çocuklar bu seviyede solunum yaparlar, dolayısıyla çocukların bebek arabasında değil kucakta taşınması ve kesinlikle yürütülmemesi önemli bir husustur. Çünkü çocuklarda kurşun sinir sistemini ve zihin faaliyetlerini felç eden Satürnizm hastalığına yol açmaktadır.
Ülkemizde ilk planda şehir temizliği için temiz ev yakıtı ve kurşunsuz benzin kullanımı teşvik edilmeli. Filtresiz sanayi tesisi çalıştırılmamalı ve belediyeler havadaki zararlı gazları sürekli ölçmeli.
Buraya kadar sözü edilen programların üst üste birikerek bugüne yığılması, günü birlik düşünce ve tedbir anlayışından sanayide zor ve sağlıklı yatırımlara girmekten kaçınılıp, siyasi ve şahsi ayrıca ucuz prestij sağlayan sadece kısa vadeli meselelerle ilgilenme veya ilgileniyor gözükme kolaycılığından kaynaklanmaktadır. Problemi tespit çözümün ilk basamağıdır, bunun için yapılan yatırımlar geleceğimize yapılan yatırım olduğu anlaşıldığı ölçüde sürdürülebilir ve sağlıklı sanayileşmemiz gerçekleşir yada Avrupa'nın ödemekte olduğu fatura istemesek de bize de kesilir.
Ekolojik dünya görüşüne yakın düşünürler,sorun genellikle,Batı düşüncesindeki zihni-entelektüel dönüşümün sebep olduğu gelişmeler olarak açıklarken,bazıları sadece sanayileşme ve kentleşme süresini sorunun sebebi olarak görmektedirler.
Bizim inancımız odur ki aydınlanma ve sonrasındaki fikri dönüşüm,sunduğu yeni bir zihniyetle,oluşturduğu kurumlarla,getirdiği yönetim ve yaşam anlayışı ile,bütün olumlu gelişmelerin yanında çevre sorunlarına da kaynaklık etmiştir.Aydınlanmanın kainat tasarımı,sorunları son derece arttırmıştır.Biz burada soruna sebep olan fiziki süreci açıklamakla yetinip,konu ile ilgili tartışmaları ilerleyen sayfalara bırakacağız.
Çevre sorunlarının en temel sebebi ekolojik sistemin bozulması,ekosistemin dış etkilerle olumsuzluklar ortaya çıkarmasıdır. Biz tabii sistem ve ideal sosyo ekonomik sistemi aşağıdaki taplolar yardımı ile göstere biliriz.











Tabii Sistem
+



-





+




İdeal İnsan Sosyo – Ekonomik Sistemi





_
_
_
_
+
+ +






Bilindiği gibi sosyo-ekonomik sistem gerçekte bu şekilde işlemektedir.İnsan-çevre ilişkilerinde,insanın tabii çevresini özellikle tabi kaynakları sorumsuzca kullanımı bu sistemin ideal işlemesini engellemektedir.
Ekosistemin dengesini bozan sebeplerden biri ve en önemlisinin sanayileşme ve sonucundan ortaya çıkan sanayi toplumu olduğu iddia edilir.Önceleri sınırsız ve bedava kabul edilen tabiatın sürekli kar amacıyla




kullanımı çevre sorunlarının en büyük göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mesela tarım sanayiinde üretim,ekosistemi doğrudan bozar ve çarpıtır.Sanayi üretimi ise daha etkin bir bozucu süreç olarak rol oynamaktadır.Özellikle sanayi toplumunun insanı doğasından kopararak yabancılaştırması ve bunun sürekli olarak tekrarı çevre sorunlarının büyük boyutlara ulaşmasını beraberinde getirmiştir.
Çevre sorunlarının sebeplerini dörde ayırıyoruz bunlar;

1.Nüfus

Dünya nüfusu 18. yy’dan itibaren hızlı artış göstermeye başlamıştır.sanayi devrimi ile tarımsal alandaki gelişmeler nüfus artışında etkili olurken 1950 sonrası , gelişmiş ülkelerde nüfus artışı kısmen durmuş ve azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı artmıştır. Gelişmiş ülkeler içinde nüfusun artışı konusunda Kuzey Amerika bir istisna olup ,bu bu kıtada nüfusun 2025 yılına kadar artacağı tahmin ediliyor.
Dünya nüfusu hızla artmaktadır. Ancak bu artışa karşılık doğal kaynaklar sınırlı kalmakta, hatta giderek azalmaktadır. Sadece bilgi ve teknolojideki gelişmeler bazı yeni kaynaklar üretilmesini sağlamaktadır. Ama bu dahi nüfus baskısının sorunlarını azaltamaz.
Hz. İsa’nın doğumunda 100-*150 milyon tahmin edilen dünya nüfusu 1550 yılında 500-600 milyona, 1900 ‘lü yıllarda 1.7 milyara yükselmiştir.1985 yılında 4.8 milyara olan dünya nüfusunun 2000 2li yıllarda 6.1 olacağı tahmin edilmektedir.
Nüfus artışı özellikle az gelişmiş bölgelerde ortaya çıktığı için ,kaynaklarla nüfus arasındaki uçurum dahada artmaktadır. Çünkü dünya nüfus artışının %90 2 dan fazlası gelişmekte olan ülkelerde olmaktadır.
Dünya nüfus artışınınözelliklerinden biride hızlı bir kentleşmeyi ortaya çıkatmasıdır. 1990 yılı itibariyle dünya nüfusunun %43.62sı kenlerdeyaşmaktadır. Bu oran gelişmiş bölgerde %74.2 olarak görülürken az gelişmiş bölgelerde %34.4 olarak gerçekleşmiştir. Ancak , nüfus artışına parelel olarakaz gelişmiş ülkelerde hızlı bir kentleşmede görülmektedir. Mesela 1990-95 yılında kentleşme oranı dünya dünya toplamında 0.98 olarak tesbit edilirken , az gelişmişmiş olan ülkelerde %1.62 2ye kadar yükselmektedir. Özellikle az gelişmiş ülkelerde ülke kentlerinde büyüme oranı çok hızlı seyretmektedir. Sanayileşme-kalkınma çabasıdaki ülkelerde, nüfus oranındaki büyük artışlar bu çabaları etkilemekte, hatta kaynakların yetersizliği dışındaki ççevre sorunlarının da ortaya çıkmasına sebeb olmaktadır. Özelliklle büyük kentlerde nüfus yığılması bu yöreleri çıkılamaz sorunlara karşı karşıya bırakmaktadır.



Bunun dışınca 2000 yılında 6 milyardan fazla dünya nüfüsnunun iyi bir hayat seviyesini gerçekleştirecek hayt seviyesini gerçekleştirecek yeteerli kaynak mevcut şartlarda sağlanamayacaktır. Yine bu kalabalık nüfusun tükettiği kaynaklarla birlikte ortoya çıkan atıkların tabiat tarafından emilmemesi ayrı bir sorun olarak ortaya çıkacaktır.
Artan nüfusu besleyenbilmek için kaynakalrın kullanılması sorununa özellikle dikkat göstermek gerekir . dünya Koruma Stratejisi Kurumu çevreyi koruma konusunda yeterince duyarlı olmamız durumunda 25000 civarında bitki cinsi ve 1000 civarında omurgalı hayvan varlığının tehdit altında olduğunu belirtmektedir.
2-Sanayileşme
“James Watt, insanın Tanrı’yı bulmak için çabaya giriştiği zaman makinayı icat ettiğini anlıyordu. Dünya büyüdükce Tanrı da göklerde daha yükseklere çıkmıştı.
Watt’ın “demir melekleri tamamladığı zamanda bir Fransız hekimi insanların kafasını kolayca kesebilmek bir balta icat etmişti ve düşen baltanın idam edilene acı vermediğini, sadece boynunda hafif bir serinlik duydugunu yazıyordu.
Yukarıdaki anekdotlar , sanayileşme, teknolojik gelişme ve insan-tabiat ilişkilrene ilişkin söylenecek bazı şeyleri sanırız söylüyor.
Teknolojik gelişme ve ardından sanayileşme ve üretim artışı incelendiğinde ciddi bir pradoksla karşılaşılır. Teknolojik gelişme, insan oğluna ciddi bir güç, imkan ve fırsat verirken, sonuçları bizi hayal kırıklığına uğratmaktadır.
İnsanlık, tarihsel süreç içinde insan özgürlüğünün bir aracı olarak geliştirdiği teknolojiye tarihin tarihin bir döneminden itibaren tutsak olmuştur. Tarihsel süreçte, insan makineyi dizginleyemez duruma gelmiş ve kurumsal tekniğinortaya çıkmasıyla tekniğin otoriter olmasını ortaya çıkarmıştır.
Teknolojik ğelişme sadece makine ve aletler eğemenliği değil, siyasal kurumlara , medyaya kısaca hayatın bütün alanlarına müdahale ederek hürriyetçi bir ortamı ortadan kaldırmış, teknik olmayan bir toplumsal alan bırakmamıştır.
Diğer taraftan bilim ve giderek endüstrileşen bilim belirli bir safhada tabiatın sırlarını keşfetme sürencinden sonra tabiata olmaya ve onu değiştirmeye başlamıştır. Bu süreçte sanayileşmenin ideoloji olan Merkezi Devletler ve Sanayi Kapitalizmi de insanı n tabiata eğemenliğinin ve sömürüsünün devamı sağlanmıştır.
Günümüz anlamında çevre sorunlarının ortaya çıkışı sanayileşme ile olmuştur. Çünkü insan ilk defa sanayi devrimi ile tabiata hakim olmaya başlamıştır.



Schumacher “çağdaş insan kendini doğanın bir parçası olarak değil, yazgısı onu egemenliğine egemenliğine almak ve onu yenmek olan bir güç olarak hissetmektedir. Hatta doğayla bile savaştan söz etmektedir; oysa bu savaşı kazanacak olursa kendisini de yenil düşen tarafta bulacağını unutmaktadır.” Günümüz dünyasına bakılırsa Schumacher2in dediği olmuş gibidir. İnsan oğlu dogaya hakim olduğu sürece kendide hakimiyet altına girmektedir.
İlk insandan bu yana avcılık, tarım, savaşlar, kızıldereli ateşleri çevreyi şu veya bu şekide kirletmişlerdir. Ancak çevrenin canlılar ve insan için tehlikeli hale gelmesi 17.yy sonu ile başlamıştır. Bunda sanayi çok önemli bir faktördür. Sanayi faktörü çevre sorunlarında çok önemli bir faktör derken, sanayileşme ve tenolojik gelişmenin insanlığa faydalarını, insan refahına etkilerini yadsımak niyetinde değiliz. Ancak, Sanayi Devrimi sonrasındaki ekonomi, bilim anlayışlarının schmacher’in kastettiğimanada gelecek kuşaklar için olumsuz sonuçları olduğu muhakaktır. Bu olumsuz sonuçlardan biri kaynakların tükenmesidir. Özellikle bazı kaynaklar üretim sürecinde tamamen yok olma sürecine girmiştir. Önceleri bedava ve sınırsız kabuledilen tabiat, günümüzde sınırlı bir sermayeye dönüşmüştür. Bazı hammadde ve madenler önümüzdeki birkaç on yıl içinde tükenecek hale gelmiştir. Bunlardan bazıları fosil yakıtlardır. Ayrıca önemli madenlerin pek çoğu da üretim bu tahripler sonuçu üretim sürecinde yok olacaktır. Yine hava, su, toprak gibi bol kaynaklarda artık, sermaye konumuna girmek üzeredir. Hal böyle olunca mevcut üretim sürecinin süremesi pek mümkün gözükmektedir.
İşin ikinci yönü belkide günümüz anlamında çevre sorunlarının bu derce artmasının temel sebebi olarak göstereceğimiz mal ve hizmet biçimidir. Liberal ekonomiye göre mal ve hizmet üretimi bireylerin karşılamak üzer yapılır. Halbuki bu süreçte, bireyin tercihleri zorla değiştirilmekte, mevcut iktisat anlayışları hızlı büyüme ugruna tüketim toplumu yaratmaktadır. Moda bunu göstergesidir. Bireysel ve toplunsal ihtiyaçları üreticilerin ve sanayicilerin belirlediği süreçte, amacı kar etmek amacı olan sermaye bu karı en az maliyetle gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Üretici ve sermaye sermaye için kısa vadede kar, kaynakların tükenmesinden,doğal hayatin tahribinden , çevrenin kirlenmesinden daha önemli hale gelmiştir. Hatta günümüzde de, hakim iktisat anlayışı, yani ekonomik zihniyetin belli başlı karekteristiklerinden biri, büyüme konusudur. Bu konuda sosyalist ve kapitalist devletler birbirleri yaklaşmaktadırlar. Büyümenin en önemli sonucunun yeryüzündeki kaynakların tükenmesi olduğunu belirtmiştik.Büyümenin sonuçlarından biride büyük ölçekli teknoloji üretimidir.Teknolojinin olumlu yönlerini sıralamak niyetinde değiliz.Ancak son yıllardaki bazı olumsuz sonuçlarına



değinmeden geçemeyiz.Bunlardan biri nükleer silah üretimidir.Diğer taraftan üretim ve tüketimi hızla artan teknolojinin istenmeyen yan ürünleri konusunda insanlığın ve teknolojinin duyarsızlığıdır.Mesela petro-kimya sanayii gibi sanayilerde günümüzde dahi çevre sorunlarını arttırıcı etkiler henüz yok edilmemiştir.
Bunların sonucunda da hayatın son derece sağlıksızlaştığı bir fiziki çevre ortaya çıkarmıştır.
Birkaç örnekle konuyu özetleyebiliriz.İnsanlığın gelişim sürecinde öncelikle sanayileşme tarım topraklarının hızla yok olmasını getirmiştir.Peşinden sanayi ürünlerinin atıkları ve fabrika atıkları büyük bir su kirliliği ortaya çıkarmış ve su ürünlerinin yok olması ile karşı karşıya kalınmıştır.

3.Kentleşme
Kent sayısının artması ve kentlerde yaşayan insan sayısının artması şeklinde kabaca tanımlanabilecek kentleşme de, çevre sorunlarının sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır.Sanayi devrimi ile hızlanan ve önceleri sanayi ülkelerin de daha sonra da bütün dünyada hızla gelişen kentler, kent olarak büyük sorun alanları görünümü vermektedir.
Önümüzdeki on yıl içinde dünya nüfusunun yarısının kentlerde yaşayacağı düşünülürse bu sorun alanlarına yeni sorunların ekleneceğini de rahatlıkla söyleyebiliriz.



Kent Nüfusu 1950-2000

Dönem 1950(%) 1985(%) 2000(%)

Dünya toplamı 29.2 41.0 46.6

Gelişmiş Bölgeler 53.8 71.5 74.4

Az Gelişmiş Bölgeler 17 31.2 39.3

Kaynak:Kentsel ve Kırsal Nüfus Projeksiyonları, 1984 Gayri resmi Değerlendirme, Nüfus Bölümü, BM- New York
Kentin gelişmenin,sanayileşmenin hatta özgürleşmenin temeli sayılmasına ilişkin yaklaşımların tutarlığını tartışmak istemiyoruz.Ancak bu mevcut kentleşme süreci incelendiğinde, kentlerin ve kentleşmenin ciddi sorunlara yol açtığını söylemek istiyoruz.



Sanayileşme ve teknolojik gelişmenin ortaya çıkardığı ve dayattığı kurumsal yapılardan birisi günümüz kentleridir.Kentin büyüklüğü ile ilgili kesin rakamlar vermek doğru olmamakla birlikte, nüfusu on milyona varan kentlerin ekolojik bir yaşama uygun olduğunu kimse söyleyemez.Mevcut kentleşme politikaları ve kentler, merkezi devletin, sanayi kapitalizminin, kitle üretimi ve dağıtımının kontrolü noktasında zorunlu hale gelmiş yerleşmelerdir.Bu süreç devam ettiği sürece kentleşme de çevre sorunlarının temel sebeplerinden biri olmaya devam edecektir.
Gelecek yıllarda var olan kentlere yeni nüfus akını olacağı ve özellikle az gelişmiş ülke kentlerinin nüfus göçünü barındıramayacak duruma geleceği bilinmektedir.Çünkü az gelişmiş ülke kentleri göç edenlere yeterli hizmet,temiz su, sağlık hizmeti, eğitim v.b. imkanları sağlayabilecek yapıdan yoksundur.
Kentin büyük bir nüfus kitlesini barındırması dolayısıyla, doğrudan tabii çevreyi olumsuz etkileyen bir yapısı vardır.Özellikle tarım topraklarının yerleşmeye açılmasını, kırsal bölgelerin ve tabii kaynak açısından zengin

scorpion:
KİRLENMENİN SEKTÖREL DAĞILIMI
a-Madencilik Sektörü
Madencilik sektörü kalkınmada önemli olan temel bir sektördür.Günümüzde madencilik sektöründe çevre sorunlarının göz ardı edilmesi nedeni ile doğal kaynak ve çevre tahribatına sebep olmaktadır.
Bu sektörden kaynaklanan çevre sorunlarını şu şekilde sıralamak mümkündür.
*Açık işletmecilik faaliyetleri sonucu oluşan arazi bozuklukları,
*Yer altı işletmeciliği sonucu oluşan tasmanların doğurduğu sorunlar,
*Maden üretimi ve işletimi sırasında ortaya çıkan sıvı,gaz ve katı atıkların neden olduğu çevre sorunları,
*Madenlerin stoklama ve taşınmaları sırasında meydana gelen çevre sorunları,
*Madenlerin zenginleştirilmesi, işlenmesi sırasında tasarrufa riayet edilmemesi ve kazanılması mümkün olan madenlerin alıcı ortamlara verilmesi sonucu oluşan sorunlar,




*Geri kazanılması mümkün olan maddelerin geri kazanılmaması sonucu doğal kaynaklar üzerinde oluşan baskılar ve bunun gelecek nesiller üzerindeki tehdidi,
Madenlerin, çevreye zarar vermeden ekonomik ve güvenli olarak, hammaddeye talep olan alanlara sürülmesi, sürekli ve dengeli kalkınmanın temini için tüketim boyutlarının şekillendirilmesi ve geri kazanılması mümkün olan madenlerin geri kazanma işleminin teşvik edilmesi yoluyla, dünyada da sınırlı kaynaklardan sayılan madenler üzerindeki talep miktarını azaltacak ve sektörün neden olduğu çevre kirliliği sorunlarını büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.
b-Enerji Sektörü
İnsanların ihtiyaçlarının karşılanmasında ve gelişmenin sağlıklı olarak sürdürülmesinde gerekli olan enerji başta sanayi,konut ve ulaştırma sektörleri olmak üzere bütün sektörlerde yaşamsal öneme sahiptir.Enerjinin üretimi,iletimi ve tüketimi aşamalarında ortaya çıkan çevre sorunları nedeniyle enerji sorunları nedeniyle enerji ve çevre konuları birbiriyle direkt olarak bağlantılıdır.
Uzun vade de artan enerji ihtiyacının, güvenli ve çevre açısından sağlam kaynaklardan sağlanması, tükenen kaynaklar ve hassas ekolojik denge yönünden büyük önem kazanmaktadır.Halen bu ihtiyacı karşılamak üzere güvenli ve etkili bir kaynak veya kaynak bütünü yoktur.Bu nedenle dünyanın hemen her ülkesinde giderek artan ölçüde enerjiye bağlı çevre sorunları yaşanmaktadır.Enerji kullanımının hızlı artması, kaynakların azalmasına yol açmaktadır, dolayısıyla enerji maliyeti artmakta ve bu da enerjiye bağımlı bütün sektörleri olumsuz etkilemektedir.
Sektörden kaynaklanan çevre sonuçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür.
*Özellikle linyite dayalı termik santrallerden kaynaklanan başta gazları (kükürt oksitler, uçucu küller)olmak üzere sıvı (soğutma suları)ve katı atıkların (curuf)yol açtığı su, hava ve toprak kirliliği,

*Hidrolik santraller de dahil olmak üzere tüm enerji üretim tesislerinin ekosistem üzerindeki olumsuz etkileri,

*Arazi bozulmaları ve toprak kayıplarını

*Doğal kaynakların tüketimi
Boya endüstrisi; Boya fabrikalarında piğment boyalar, yağlı ve plastik boyalar üretildikleri için hava kirliliği yanında süspansiyon halinde piğment boyalar, boyaların üretildikleri maddeler karışa bilmekte ve su kirlenmesine neden olmaktadır.Bunun yanında doğaya önemli miktarda zehirli maddeler yaymaktadır.
c-Deri Endüstrisi
Derinin işlenilmesi ve kullanıla bilir hale gelmesi tabakhanelerde gerçekleşmektedir.Tabakhanelerin işleme sırasında yarattığı kokular ve kirlilik, yoğun kirlilik , yoğun hava kirlenmesi, katı artıklar-yün, kıl ve et, hayvani yağ, kireç,sülfürler, sodyum bikromat, demir sülfat,palamut oluşumu, voleks, tanin, krom, sodyum, karbonat, yağ çözücü maddelerin yarattığı atıklarla su kirlenmesine neden olmaktadır.
d-Gıda endüstrisi
Çeşitli üretim kollarında atık katı maddelerin bozulmasından meydana gelen kötü kokulu gazlar dışında önemli hava kirlenmesi yaratmaz.
Ayrıca katı atıklar suya geçtikleri takdirde amino asitleri meydana getirirler.Ayrıca bu sektörün Çeşitli kollarında yardımcı kimyevi maddelerin sulara karışarak kirlenme yapması da mümkündür.Gıda sanayinde genellikle sülfürik asit ve yıkama suları kirliliğine rastlanmaktadır.
e - Petro-Kimya endüstrisi
Petrol endüstrisinde çevre kirliliği, petrolün aranmasında çıkarılmasından,rafine edilmesinden ve kullanılmasına kadar bütün evrelerde ortaya çıkmaktadır.
Petrolün aranması sırasında petrol sontajları sırasında arazinin tahribata uğraması çeşitli katı atıklara toprak ve su kirlenmelerine yol açmaktadır.Denizde petrol arama faaliyetleri de su kirliliğine neden olmaktadır.Petrolün taşınması sırasında da önemli kirlenmeler meydana gelmektedir.Deniz yoluyla petrolün ulaştırılması sırasında denize önemli miktarda petrol boşalmaktadır. Denize dökülen petrol deniz yüzeyine yayılarak yaşayan canlı ortamınıda tehlikeye düşürür ve önemli cevre kirliliğine yol açar.Petrolün rafine edilmesi sırasında da uçucu hidrokarbürler so2 ve H2s ve kurşun teatril açığa çıkarak hava kirliliğine neden olur.
Petro kimya saniyinde üretim sonucunda ise,yine hava ve sun kirlenmesine neden olmaktadır.Katalizör ve plastifiyen olarak kullanıla anorganik ve organik kaynaklı yardımcı kimyevi maddeler, anorganik ve



organik azotlu bileşikler , üre, asitler,fenolen,reçineler vb. su kirlenmesine neden olmaktadırlar.
d-Tarımsal Mücadele ilaçları Endüstrisi
Üretim sırasında gaz,ham ve ara maddelerde, reversibl(iki yönlü) reaksiyonlar sonucu reaksiyona girmeyen kısımlar iyi tutulmadığı taktirde baca gazlarından atmosfere kaçarak hava kirlenmesine neden olmaktadır.
Üretim sırasında su kirlenmesi de ortaya çıkmaktadır. İlaçlar çok çeşitli olduğu için suya geçen maddelerde çok sayıldadır.
Üretimden sonra, kullanım sırasında havaya, toprağa ve suya geçen kısımların hava toprak su kirlilikleri meydana getirdiği görülmektedir.
f-Temizlik Maddelri Endüstrisi
Çeşitli maddelerin üretimi ve kullanılması sırasında komponetlerde kaçaklar, kastikli artık tuzlar, dolgu maddeleri, sentetik deterjanlar toz hammaddeler üretim sırasında su kirlenmesine neden olmaktadır.Kullanma sırasında da suyla karışarak kimyevi birikmeye yol açmaktadırlar.
Kalkınmanın sürekliliğini sağlaya bilmek için doğal kaynakların tükenmeden, kendilerini yenileme sürecini tanıyarak kullanılması sağlanmalıdır. Bunun içinde en az kaynakta en fazla ürün elde etmek olan verimlilik politikasını tüm sanayi sektöründe uygulanması uyğun olacaktır.
Sanayi kuruluşlarının çevresel etkilerini değerlendire bilmek için mevcut ve yeni kurulacak tesisler olarak ayrı ayrı ele almak gerekmektedir.Mevcut tesisler, yeni çevresel normlara uymalı, yeni kurulacak tesisler çevreye uyumlu olmalıdır. Gerek mevcut gerekse yeni kurulacak tesisler ülke şartlarına uygun yer ve az atıklı teknoloji seçimi yapılmalıdır.
Organize sanayi bölgeleri tespit edilmeli yaygınlaştırılmalıdır.
Üretime geçilmeden önce arıtma tesisi kurulmalı zorunlu hale getirilmelidir.
Sanayi faaliyetleri sonucu oluşacak artık ve atıklar tehlike düzeylerine göre sınıflandırılmalı, bertaraf yöntemleri seçilmelidir.tehlikeli atıkların miktarını en aza indirmek için hammadde olarak kullanılan zararlı kimyasal maddelerin yerine daha az toksik olan altarnatif maddelerin araştırılması ve kullanılması gereklidir.
Sanayi atıklarının tesis içinde kaynağından ayrı toplanmaları ve yokedinceye kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde



geçici depolanmaları sağlanmalıdır. Artıkların geri kazanılması ve yeniden kullanılması imkanları araştırılmalıdır.
Sanayiler,kullandıkları zararlı kimyasal madde ve ürünlerinde etiketleme,ambalaj,depolama,kullanma ve taşıma kurallarına uymalıdır.Atıkların bertaraflarının sağlanması için öngörülen ücret sanayi tarafından ödenmelidir.
Sanayi sektöründe istikrarlı bir şekilde büyüyebilmek için verimliliği artırıcı modernizasyon yatırımlarına gelinmesi özendirilmelidir.
e-Ulasım Sektörü
Sürekli ve dengeli kalkınmanın sağlanması amacıyla cevre ile uyumlu ulasım metodlarının ve teknolojinin geliştirilmesi gerekmektedir .
Ulaşım sektörü içinde en büyük payı karayolu taşımacılığı almaktadır.Karayolu ağının geliştirilmesi,karayollarının verimli arazilerden geçirilmesi nedeniyle arazi kayıpları,ayrıca yerleşim alanlarının buralara yönelmesi nedeniyle başta toprak kaynakları olmak üzere diğer çevresel kaynakların plansız kullanımı problemi ortaya cıkmaktadır.
Artan motorlu kara tasıt sayısı ile birlikte hava kirliliğine taşıt emisyonlarının katkısı özellıkle büyük şehirlerde giderek artmakta ve önlem alınması gerekli boyutlara ulaşmaktadır.
Her yıl 600.000 bin ton petrolün deniz ortamına gemilerin normal operasyonları,kazalar ve illegal deşarjlar yoluyla bırakıldığı ve deniz araçlarından kaynaklanan kirliliğin toplam kirlilik yükü içinde payının %10 olduğu düşünülürse ulaştırma sektörü içinde çevrenin etkilenmesi konularında da gerekli titizliğin gösterilmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır .
Kara ulaşımı ile ilgi çevresel değerlerin korunması amacıyla etki değerlendirme araçlarının kullanılması yönünde ciddi yaklaşımlara ihtiyaç vardır.
Motorlu taşıtlardan kaynaklanan hava kirliliğini azaltmak üzere ilgili sektörlerin , kurumların gerekli altyapıyı zamanında tamamlamaları gerekmektedir.
Ulusal,bölgesel ve yerel düzeyde kirlilik kontrol ve mücadele ağı kurma yolları araştırılmalıdır.
Gerek ulusal mevzuat gerekse uluslar arası sözleşmelerle getirilen yükümlülüklere riayetin
Sağlanması için yaptırımların güçlendirilmesi gerekmektedir.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek